253. yılında Christie’s ile sanat tarihine bakış

08 Aralık 2019

18.yüzyılda Londra’da açılan ve yoğunlaştığı objeler sebebiyle ilk sanat müzayede evi olarak kabul edilen Christie’s, ev sahipliği yaptığı açık artırmalar ile sanat tarihine tanıklık ediyor.

Sanat müzayedelerinin tarihi aslında tahmin edilenden çok daha eskiye gider. Milattan önce 3.yüzyılda Romalı askerlerin yağmaladıkları ülkelerden topladıkları sanat eserlerini açık artırma yöntemi ile satmaya başlaması ile modern müzayede evleri ve sanat müzelerinin ilk adımları atılmıştı. Rönesans dönemi ile düşüşe geçen müzayede geleneğinin tekrar canlanması için ise birkaç yüzyıl daha beklemek gerekiyordu.


17.yüzyılda açılan ve hala etkin olarak açık artırmalar düzenleyen Stockholm’deki Auktionsverket Müzayede Evi, Avrupa’da açık artırma konseptinin tekrar canlanmasına yardımcı olur. 1744’te Londra’da kurulan Sotheby’s her ne kadar bünyesinde gerçekleştirdiği açık artırmalar ile başarılı olsa da James Christie’nin 22 yıl sonra açtığı Christie’s Müzayede Evi’nin gölgesinde kalmaktan kurtulamaz.

Christie’s’i dönemin diğer müzayede evlerinden ayıran en büyük özelliği tablo ve özel yapım mobilyalar üzerine yoğunlaşmasıydı. Bu özelliği ile Christie’s sanat uzmanları tarafından ilk “sanat müzayede evi” sayılır.

Günümüzde Amsterdam, Dubai, Cenevre, Hong Kong, Londra, Milan, New York, Paris, Şangay ve Zürih’te açık artırmalar düzenleyen Christie’s, şüphesiz en şaşaalı günlerini 18. ve 19.yüzyıllarda yaşamıştı.

Londra’nın sanat dünyasının, bohem ve lüks yaşamın zirve yaptığı dönem ise kuşkusuz veliaht prens George’un sosyeteye girişi ile olur. Babası Kral George III hastalığı sebebiyle Londra’nın hareketli hayatından elini çektiği sırada devreye giren Prens George, birçok sanatçıyı kanatları altına alarak sanat dünyasını alevlendirmişti. Tam da bu sıralarda açılan Christie’s ise hem kurucusu James Christie hem de oğlu James Christie Junior’ın yönettiği açık artırmalar ile Londralı sanat severleri evlerini ve şatolarını nadir sanat eserleri ile süslemeye davet ediyordu.


Christie’s’i diğer müzayede evlerinden ayıran bir diğer özelliği ise açık artırma konseptini bir şova, hem de Londra’nın üst sınıfına hitap edebilen bir organizasyona dönüştürmesiydi. Dönemin sanat tarihçilerinden William T. Whitely bir yazısında West End’deki açık artırmaların Londra’nın yüksek sınıfa dahil üyelerinin en büyük sosyalleşme alanı olduğuna değiniyordu.


Bu nedenle Christie’s’in satış alanı sosyetenin ileri gelenlerinin görmek istediği yerlerin başında gelmesi hiç de şaşırtıcı değil. Karikatürist James Gillray’in kaleminden çıkan A Peep at Christie’s isimli çizimi sosyetenin önde gelen isimlerinden Lord Derby ve Bayan Farren’i Christie’s’in satış alanındaki tabloları incelerken resmeder. Aynı dönemde ünlü koleksiyoner Sir Robert MacFarlane, antik eserler uzmanı Sir Henry Englefield ve bankacı William Esdaile de Christie’s’in önce gelen müşterilerindendi.

19.yüzyılda İngiliz üst sınıf mensuplarının Avrupa’yı gezerek sanat eseri toplama alışkanlıkları ise Christie’s’i çok farklı boyutlara taşımıştı. İlk zamanlar kısıtlı bir çevreden topladığı eserleri açık artırmaya çıkartan Christie’s, İngiliz centilmenlerinin “grand tour” furyasına katılmaları ile Hollandalı, Flemenk ve İtalyan sanatçıların eserlerine de ulaşma şansı yakalamıştı. 1819 yılına ait kayıtlara göre, Christie’s o yıl tam 37 açık artırmaya ev sahipliği yapmış, Kraliçe Charlotte’ın nadir kitapları olmak üzere birçok eseri açık artırma ile sanat severler ile buluşturmuştu.

Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen bu prestijli müzayede evi halen dünyanın en eşsiz sanat eserlerine ev sahipliği yapma ve sanat severler ile buluşturma onuruna sahip. Her ne kadar açık artırmalar bir sosyal organizasyondan çok bir yatırım aracı olarak görülseler de, Christie’s sanat dünyasını yaşatmaya devam ediyor.