Big Little Lies: Yalanların En Güzeli

10 Nisan 2017

HBO’nun yedi bölümlük mini dizisi Big Little Lies, David E. Kelley tarafından televizyona başarıyla uyarlanan bir roman

"Muhteşem oyunculuk ve California kıyılarının resimselliği, dizi dünyası için alışılmışın dışında bir kurguyla birleşiyor…"

Başladığı ilk sahneden son ana kadar, California, Monterey kıyılarında kayalıkları inatla döven okyanus, zihinlere kazınan en önemli sahnelerinden bir tanesini oluşturuyor belki de. Büyük şehirden uzakta ve doğayla iç içe farklı yaşamları anlatırken, kadın ya da erkek, diziyi izleyen herkes için insan doğasına dair ne varsa, her bir bölümde kendisini özdeşleştirdiği biçimde deneyimleyeceği bir dizi Big Little Lies. Avusturalyalı yazar Liane Moriarty’nin kitabından uyarlanan HBO mini dizisi çok kısa zamanda, bir araya getirdiği ünlü isimleri de içeren ama onları aşan sebeplerle çok konuşuldu ve konuşulduğundan daha da çok düşünüldü… Daha ilk andan, Monterey bir resim gibi kendisini göstererek orada olma isteği yaratırken, vahşi dalgalar bu güzelliğin altında, ortaya çıkmak için savaşan gerçekleri, korkuları ve bastırılmış olan her şeyi göstermek istiyordu.

Yedi bölümden oluşan dizi ilk andan itibaren tek bir gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla ilerliyor gibi gösteriyordu kendisini ama, son sahnede büyük gizem çözüldüğünde, aslında önemli olanın bu gerçek mi, yoksa onun peşinden giderken her bir karakterin kendini kandırması, ardından sorgulaması, dönüşmesi ve kendi gerçeğiyle yüzleşmesi mi sorusu hakim oluyor.

Mükemmel görünen mutlu ailelerin muhteşem evlerindeki yaşamları ilk andan itibaren başka hakikatleri ustaca örten maskeler olarak kendisini gösteriyor. Başarılı bir iş kadını rolünü annelik kimliğiyle bir arada yürüttüğü için takdire layık görülen Renata Klein, muhteşem Laure Dern tarafından canlandırılıyor. Evli, çocuğu, harika bir evi ve gücü var ama bu hayatın içinde var olmakla ilgili endişesini kendi uzantısı olan kızı Annabella için adalet peşinde koşarak yaşıyor. Onun için hayattaki tek eksik “adalet” gibi görünüyor ama, karakterin daha derin bir okuması yapıldığında Renata Klein için çok daha komplike bir gerçeklik çıkıyor ortaya…

Reese Witherspoon’un Madeline rolüyle, oyunculuk tarihinde ilk kez bu kadar hayranlık uyandırdığını söylemek yanlış olmayacaktır. En büyük başarısı anne olmak gibi görünen bu kadın çok daha tipik, sıradan, ikinci evliliğini yaşarken çocukları için endişelenip, eski eşinin genç ve güzel yeni eşine sinirlenmekle hayatını geçiriyor. Madeline’in esas başarısı işte bu sıradanlığı böylesine derinlemesine örebilmiş olmasında. 

Nicole Kidman’ın insanın –özellikle bir kadının- içini sızlatan Celeste rolü büyük ihtimalle birçok insanın aklından yıllarca silinmeyecek. İkiz erkek çocukları ve muhteşem evliliği karanlık bir kuyu gibi aslında ve mutluluk sandığı duygunun korkudan başka bir şey olmadığını anlama süreci hayranlık uyandırıcı biçimde kurgulanmış.

Dizinin belki de içgüdüselliği, doğallığı ve ruhunu en iyi temsil eden Jane, Shailene Woodley tarafından canlandırılmış. Bütün gizemiyle bir anda ortaya çıkan bu genç kadının geçmişindeki travma onu Monterey’e kadar takip ediyor. Küçük oğlunu da alıp buraya taşınması onu uzaklaştırmıyor, aksine yaşamının en önemli yüzleşmesine hazırlıyor onu.

Big Little Lies’da beklenen büyük çözülme yaşandığında önemi olan tek şey, bu sürecin her bir karakterin kendi içinde yaşadığı bir büyümenin, aydınlanmanın ve uyanışın hikayesi olması ve diziyi özel yapan ünlü oyuncuların, muhteşem evlerin, kartpostal gibi kıyıların yanında ince birer ağ gibi örülmüş bu karakterlerin gerçekliği oluyor…