DIANA: Her Fashion Story

06 Ocak 2017

24 Şubat'ta, Kensington Palace'ta ölümünden yirmi yıl sonra Lady Diana'nın yaşamı ve stilini derinlemesine inceleyen bir sergi açılıyor.

Yardımseverliğe olan samimi tutkusu, doğal ve uğraşsız stili ve cesur kişiliğiyle, dikkat çekmesi kaçınılmazdı.

Prenses Diana, halkın karşısına çıktığı ilk günden beri, dünya basını için taze bir nefes ve muhteşem bir trend belirleyici oldu. Yardımseverliğe olan samimi tutkusu, doğal ve uğraşsız stili ve cesur kişiliğiyle, dikkat çekmesi kaçınılmazdı; özellikle de asla tam anlamıyla uyum sağlayamadığı kraliyet ailesinin hesaplı ve soğukkanlı tavrıyla karşılaştırıldığında. 
20 yaşında genç bir kadın olarak daha romantik ve daha kırılgan görünen duruşu, kendine güveni oluştukça elegan, güçlü ve karakteristik bir tavra bürünmeye başladı. Olgunlaştıkça modayı takip etme endişesinden sıyrıldı ve 80’li yıllar ilerledikçe zekice kendi stiline odaklandı. Diana bu tavrını ortaya koydukça kendini bu kadar planlı ve kusursuzca temsil etme konusundaki başarısı da dikkat çekmeye başladı. Önceleri moda otoriteleri ona ne giymesi gerektiğini, nasıl bir görünüşe sahip olması gerektiğini dikte ederken, artık kendi seçimiyle bazı İngiliz tasarımcıları destekliyor (Arabella Polen, Catherine Walker ve Amanda Wakeley gibi) ve Ungaro, Chanel ve Versace gibi markaları giyme konusunda kararını kendisi veriyordu. 90’larda, kontrol tamamen ona geçtiğinde ve artık stiliyle dünyaya yön verdiğini anladığı anda İngiliz moda endüstrisi yeniden tarif edilmeye başlandı. İngiliz Kraliyet ailesinde ilk kez bir kadın saç kesiminden makyaj yapma şekline kadar bir ikon haline gelmişti. Dünya tarihinde çok az kadın bu kadar derinden bir dönüştürücü güce sahip olmuştu. 30-45 aş arası kadınlarda Lady Di saçları, bluzları, takıları görülüyor, Marks&Spencer gibi kitlesel zincir markalarını onun görünümü hakimiyeti altına alıyordu. Artık neredeyse kimsenin takmadığı şapkalar bile onun sayesinde geri dönmüştü. 1997 yılındaki ölümüne kadar da sofistike stili ve güzelliğiyle ikonik bir figür oldu.

Ölümünden yirmi yıl sonra, 15 yıldan uzun bir süre evi ve muhtemelen saklamakta başarısız olduğu tüm üzüntülerinin kaynağı olan Kensington Sarayı, prensesin mirasını zarif ve görkemli stiline adanan bir sergiyle kutlayacak. Koleksiyon, Beyaz Saray’da John Travolta ile dans ederken giydiği mavi kadife Victor Edelstein elbise de dahil olmak üzere eşsiz gece elbiselerini, ikonik takımlarını ve iş hayatında giydiği kıyafetlerini bir araya getirdiği gibi, en sevdiği tasarımcılarla kurduğu ilişkilerini de keşfe çıkıyor.  

Serginin küratörü Eleri Lynn Preneses’in dünyada en çok fotoğrafı çekilen kadınlardan biri olduğunu söylüyor. Yani Diana’nın yaptığı bütün seçimler en ince detayına kadar incelenebiliyordu. Her an objektifler üzerinde olan bu genç kadının bu yaşama adapte olmak için çok vakti yoktu. İngiliz modaevleri, tasarımcılar, diplomasi ve kraliyet aynı anda onu izliyordu. Diana’nın evrim süreci, bütün bakışların odak noktası olma durumunu nasıl başarıyla taşıdığı ve bunu zekice giyimine nasıl yansıttığı sergide bütün detaylarıyla takip edilebilecek. Lynn serginin çok ilgili çekeceğini biliyor ve “Bu, dünyanın her yerinden kadınların kendini özdeşleştirebileceği bir hikaye” diyor.

Serginin onuruna, prensesin çok sevdiği tarihi Sunken Bahçesi, prensesin stilinden ilham alan çiçekler ve bitki süslemeleriyle, geçici bir şekilde Beyaz Bahçe’ye dönüştürülecek. İngiliz gülleri, laleler ve unutmabeni çiçeklerinden oluşan zarif bahçe, bahar ve yaz aylarında, sergi ise 24 Şubat tarihinde ziyarete açılacak.