Duvarları Olmayan Galeri

19 Haziran 2017

Acute Art, dünyanın ilk sanal gerçeklik sanat platformu olarak galeri duvarlarını ortadan kaldırıyor.

“Resmi olarak 2017 sonbaharında başlatılacak olan Acute Art projesinin amacı, teknolojiyle sanal gerçekliğin bütün imkanlarını zorlayarak yeni bir sanat formu yaratmak ve bunu başarırken de yaratıcı genç sanatçıları çatısı altında toplamak.”

Dünyanın ilk sanal gerçeklik sanat platformu olan Acute Art, duvarları ve sınırları olmayan interaktif bir galeri deneyimi yaşatıyor. En ikonik çağdaş sanatçılardan Marina Abramović, Jeff Koons ve Olafur Eliasson’un sanal dünya ve varoluşu sorguladıkları etkileşimli işler, 7-8 Haziran’da Stokholm’deki “Brilliant Minds” sempozyumunda ilk kez izleyici ile buluştu.

Resmi olarak 2017 sonbaharında başlatılacak olan Acute Art projesinin amacı, teknolojiyle sanal gerçekliğin bütün imkanlarını zorlayarak yeni bir sanat formu yaratmak ve bunu başarırken de yaratıcı genç sanatçıları çatısı altında toplamak. Sanatçı ve teknoloji uzmanlarından oluşan aktif bir topluluk oluşturmayı hedefleyen platform, ortaya sanal gerçeklik üzerinden orijinal sanat eserleri çıkarmayı arzu ediyor.


Marina Abramović: Rising

1970’lerin başından itibaren yaptığı performanslarla bedenini adeta bir enstrüman olarak kullanan Marina Abramović, “Rising” adlı sanal gerçeklik projesinde izleyicileri iklim değişikliği kriziyle karşı karşıya getiriyor. VR gözlüğünü takan katılımcı, Abramović’in yavaşça suyla dolan cam bir tankın içindeki avatarıyla yüz yüze geliyor. Performans, su seviyesinin Abramović’in ayak bileklerinden boynuna kadar yükselmesiyle başlıyor. Etkileşime geçtiğiniz an, kendinizi Abramović ile eriyen buzulların arasında buluyorsunuz. Akabinde ise hayati bir kontrat yapmanız gerekiyor. Sanatçı ile yaptığınız her bir anlaşma sonucunda su seviyesi alçalmaya başlıyor. Hiçbir müdahalede bulunmamanız durumunda, avatarın boğulmasıyla dünyanın yok olması kaçınılmaz oluyor.

“Rising” performansı ile Abramović, izleyiciyi gerçek dünyanın karşı karşıya kaldığı iklim krizi ile sarsmayı amaçlıyor. En ufak kararın bile etkili olabileceğinin altını çizen sanatçı, teknolojinin tesiriyle insanları empati kurmaya ve sorgulamaya itiyor.  

Marina Abramović

Jeff Koons: Phryne

Günlük objeleri sanat eserlerine dönüştürmesiyle bilinen Jeff Koons, yapıtlarında “benliği kabullenme” ve “transandans” üzerine yoğunlaşıyor. Koons’un Acute Art için geliştirdiği “Phryne” isimli sanal gerçeklik projesi, ismini antik dünyanın en güzel kadınından alıyor. Pastoral sanatın ruhunu yansıtan Phryne, izleyiciyi sanal dünyada kendi varlığını “onaylamaya” davet ediyor. VR gözlüklü katılımcı, sanal bahçede metalik balerin Phryne ile etkileşime geçerek, kendini huzurlu bir atmosferde buluyor. Adeta ilham perisi gibi görünen balerin, metalik vücudunun yüzeyinden yansıyan görüntünüzle sanal dünyada da varlığınızı kabul ettiriyor. Onun varlığı, sizin varlığınızı da doğruluyor. Bir yol gösterici olarak beliren Phryne’i dikkatle incelediğiniz zaman zarafet, harmoni ve evrenselliği deneyimleyebiliyorsunuz.  

Jeff Koons

Olafur Eliasson: Rainbow

Enstalasyon, fotoğraf, resim, film, mimari ve tasarım gibi farklı mecralardaki işleriyle tanınan Olafur Eliasson, sanat eğitimi, politika geliştirme, sürdürülebilirlik, temiz enerjiye erişim ve iklim değişikliklerini eserlerinde birbiriyle bağdaştırmayı tercih ediyor. Birden fazla katılımcının VR gözlüğü ile dahil olabildiği “Rainbow” adlı sanal gerçeklik projesinde Eliasson, “benlik ve öteki” ile “benlik ve çevresindekiler” arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

Proje, bir doğa olayı üzerinden işliyor: gökkuşağı. Bu doğa olayını oluşturan şartlar (ışık, su damlacıkları ve gözün doğru açıda pozisyonlanması), Rainbow’un sanal dünyasında da geçerli. İzleyici hareket ettikçe ortaya çıkan gökkuşağı bir görünüyor, bir kayboluyor. VR gözlüğünün yanı sıra, elde tutulan kumandalar sayesinde başka bir interaksiyonun daha mümkün kılınmasıyla birden fazla izleyici, dahil olduğu sanal dünyada gökten düşen su damlacıklarına dokunarak, gökkuşağını doğru açıda yakalamaya çalışıyor. Eliasson sayesinde benliğimizin etrafımızdakilerle nasıl kesiştiğine ve benlik konseptinin nasıl şekillendiğine şahit oluyoruz.

Olafur Eliasson