En Etkileyici 5 Rolüyle ALICIA VIKANDER

29 Ocak 2017

Tutkulu bir prenses, kırılgan bir Al ve ileri görüşlü bir ressamdan sonra Vikander, 2018'de yeni Lara Croft olarak karşımıza çıkacak.

Alicia Vikander Ingmar Bergman ve Greta Garbo'dan sonra Oscar kazanmış tek İsveçli oyuncu

2015'e kadar tutkulu bir prenses, kırılgan bir Al ve ileri görüşlü bir ressam olarak çıktı karşımızda. Her çıktığında eski rolünden kalan izleri bütünüyle silip, yeni bir kimlikle tanıştırdı bizi. 5 kere İsveç'in oyunculuk okullarından ret almış olan Alicia Vikander'ın bugün Ingmar Bergman ve Greta Garbo'dan sonra Oscar kazanmış tek İsveçli oyuncu olduğunu da not düşelim. Dünyanın dikkatini The Crown Jewels ve The Fifth Estate filmleriyle çekti, sonrasında roket hızıyla bir yükselişe geçtiğini gördük. Vikander artık yalnızca sinema tutkunlarının tanıdığı bir yüz değil, Hollywood'un en beğenilen aktristlerinden. Danish Girl'deki rolü için en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alan muhteşem aktrist sonrasında Tulip Fever, The Light Between the Oceans ve Bourne serisinde rol aldı. 2018'de yeni Lara Croft olarak Tomb Raider'da çıkacak karşımıza. Alicia Vikander'ın rol aldığı bir filmi hala izlememiş olanlarımız varsa, işte en iyi performanslarını sergilediği beş film: 

1. Ava, Ex Machina
Ava'yı bir silüet olarak görüyoruz en başta. Gelecekten fırlayıp günümüze düşmüş, henüz vücudunun yapay bölgeleri tamamen kamufle edilememiş. Ava'yı bu kadar unutulmaz bir karakter yapan onun formu ya da varoluşsal karmaşası değil, Vikander'ın bu rolü aktarış biçimi. Bir robotu canlandırmak göründüğü kadar kolay değil. Ava’nın kendi içinde bir insan-robot dengesi var ve Vikander bu dengeyi film boyunca mükemmel şekilde koruyor. Dünyayı yeni keşfeden apaçık gözleri, soğuk ve monoton ses tonu, yapaylık derecesinde düzgün duruşu bizi Ava’nın ötekiliğine inandırıyor. Filmin büyüsüne kapılmamızın en büyük sebeplerinden biri de Alicia Vikander’ın bu ikisinin bir aradalığını mükemmel biçimde koruyabilmesi.

2. Caroline Matilda, A Royal Affair
Amerika’da çok ses getirmemiş olan bu Hollanda filmi en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday olmuştu. Tehlikeli bir aşkın ortasındaki kadın Alicia Vikander’dan başkası değildi. Caroline Matilda, İngiliz bir prensestir fakat Hollandalı aristokrat Christian VII (Mikkel Folsgaard) ile aşkın var olmadığı bir evliliğe adım atar. Zeki ve sıcakkanlı kadın bir süre sonra eşinin danışmanı rolündeki Johann’a (Mads Mikkelsen) aşık olacaktır. Hayatı karmakarışık bir hale gelen Caroline rolünün en zorlayıcı kısmı hiç şüphesiz içinde bulunduğu yoğun duygu durumu olur. Vikander’ı bu rolünde güçlü, hırçın ama bir o kadar da kırılgan görüyoruz. 

3. Kitty, Anna Karenina

Joe Wright’ın Rus klasiği Anna Karenina uyarlaması oldukça cüretkardı. Filmin başrolünde Kiera Knightley her ne kadar ışıkları üzerine toplasa da, Kitty – Alicia Vikander’ın oynadığı yardımcı kadın rolü çok önemliydi. Domhnall Gleeson ile iki aşığı canlandıran Vikander, filmin genç ve yalın enerji kaynağı oluyor.  

4.  Gabby Teller, The Man from U.N.C.L.E
The Man from U.N.C.L.E filminde Vikander, CIA ajanı olan Alman mühendis Gabby Teller rolü ile çıkıyor karşımıza. Agent Solo’nun (Henry Cavill) ona şart koştuğu müthiş hızda çalışan akıllı bir kadını canlandırıyor bu kez. The Man from U.N.C.L.E’ın bu kadar başarılı olmasının sebebi iki karakterin arasında geçen bu hızlı iletişim diyebiliriz, bu iletişime bir de Ilya Kuryakin’in (Armie Hammer) eklendiğini de not düşelim. Bu filmde de Vikander iki güçlü erkek karakter arasından kolaylıkla sıyrılıyor ve üçlüyü unutulmaz kılıyor.

5. Gerda Wegener, The Danish Girl

David Ebershoff’un aynı adlı romanından esinlenerek senaryolaştırılan ve ressam çift Lili (Einar) Wegener ile Gerda Wegener’ın gerçek hayatından kesitler sunan The Danish Girl, Einar’ın tarihte ilk cinsiyet değiştiren kişi olarak Lili’ye dönüşümünü ve Gerda ile olan evliliklerinin sıra dışı öyküsünü anlatan unutulmaz bir film olarak geçti tarihe. Oyunculuk ve sanat yönetimi açısından kusursuzluk örneği olan filmde Alicia Vikander’ın Gerda Wegener rolü kadın olmak isteyen bir kocaya sahip olmanın zor ruh halini, aşkın özünün cinsiyetler ötesi bir şekilde güven ve sevgiyle ilgili olduğunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Duygusal derinliği sayesinde izleyiciyi bütünüyle sarsan bir yapıtta Alicia Vikander imzası görmek çok da şaşırtıcı değil.