Hapishane Yemekhanesini Lezzetli Bir Restorana Dönüştüren Şef: AL CRISCI

05 Kasım 2016

Tel örgülerin ardında alternatif bir mutfağın doğuşu.

"Zaman içinde mahkumlara nasıl daha iyi yemek pişirebilecekleri hakkında eğitim vermeye başladım. Böylece hem yemekhanenin yemek kalitesi artacak hem de hapishaneden çıktıklarında bir mutfakta iş bulacak kadar deneyimleri olacaktı."
2009da kurulan The Clink’in tekrar eden suç oranını % 87 oranında düşürdüğü ispatlandı. The Clink, bugün ikisi hapishane duvarları içinde olmak üzere dört restoran, iki bahçıvanlık programı ve bir catering servisi olarak hizmet veriyor.


İngiliz şef ve aktivist Al Crisci’nin tutukluları topluma kazandırmak adına hapishane duvarları içinde açtığı restoran, ‘topluma nasıl katkı sağlarım’a verilmiş en lezzetli yanıt. Crisci ile ödüllü restoranı ‘The Clink’i konuştuk.
Yeni bir restroran türü icat etmiş bir şefsiniz aslında. Bir hapishane yemekhanesini çok havalı, çok lezzetli bir restorana dönüştürme fikri nasıl çıkar, insanın aklına nasıl düşer?

- İngiltere’nin High Down Hapishanesi’nde ‘catering’ müdürü olarak çalışıyordum.  Zaman içinde mahkumlara nasıl daha iyi yemek pişirebilecekleri hakkında eğitim vermeye başladım. Böylece hem yemekhanenin yemek kalitesi artacak hem de hapishaneden çıktıklarında bir mutfakta iş bulacak kadar deneyimleri olacaktı. Sonra fark ettim ki kimse sabıka kayıtlarından dolayı onlara iş vermiyor; “Ne yapabilirim” diye düşünmeye başladım.

Bu, biraz da onları bu kadar motive etmişken hayal kırıklığına uğratmama çabası mı?

- Daha çok, topluma katkı sağlamak adına “ne yapabilirim” derdi... Daha sonra, otellerin, organizasyon şirketlerinin üst düzey yetkililerini gurme bir öğle yemeği deneyimi için ‘sürpriz’ bir yere, hapishaneye davet ettim. Mahkumların ne kadar sofistike bir iş çıkardıklarını bizzat gördüler, tattılar. O gün, orada çoğu iş teklifi aldı, dışarı çıkacağı gün, nerede çalışacağını garantilemiş oldu.

‘The Clink’, bir tadım yemeğiyle başlıyor, sonradan restorana dönüşüyor yani...

- O öğle yemeklerini başlarda yılda sadece dört kez yapıyordum. Her birine 12 kişi davet ediliyordu. O yemekler, çoğu mahkum için bir umut ışığı oldu. Çapını arttırmanın, daha fazla insan çekip, daha fazla mahkum hayatı değiştirmenin yollarını aradım. Kaynak ve destek arayışına girdim. Böylece ‘The Clink’ doğdu.
Restoranınızda şefinden tutun servis elenmanlarına kadar herkes sabıkalı, siciller kabarık. ‘Başıma iş mi alıyorum’ çekincesi olmadı mı? Ya da restoran batırma korkusu?

- Hiç korkmadım, çekinmedim. Mahkumların içinde sıkışmış yetenekleri bizzat gördüm. ‘The Clink’in bir restorandan daha fazlası olacağını biliyordum. Aynı zamanda Adalet Bakanlığı’ndan da büyük destek aldım.

Eğitim aşaması, yaratma süreci nasıl geçti?

- İşin yaratıcılık kısmını ağırlıklı onlara bıraktım. Hapis olmanın yarattığı baskının normal şeflerden çıkmayacak kadar yaratıcı ve özgür fikirler doğuracağından emindim. Her şeyi çok kolay kaptılar. Bunun için doğmuş gibiydiler.

Mahkumlarla çalışmak size ne öğretti?

- Birine yeteneğini geliştirmek, özgüvenini yaratmak adına şans verdiğin ve iş bulabilmesini desteklediğin sürece topluma fayda sağlamak için elinden geleni yapabileceğini, var gücüyle etrafına pozitif enerji saçabildiğini gördüm.

 ‘İdeal çalışan’ anlayışınız da değişti mi? Birini işe alırken artık nelere dikkat edersiniz mesela?

- Restoranın dibinde canla başla çalışmak isteyen 120 kişilik bir mahkum ordusu var. Daha ne olsun!