Kadrajın Açısını Değiştiren Fotoğrafçı: Gösta Gus Peterson

09 Eylül 2017

60’lı yılların kabul görmüş katı güzellik ve estetik kurallarını objektifiyle yıkan bir sanatçı.

“Gösta Gus Peterson, girişken kişiliği ile sokak fotoğrafçılığına başlamasının ardından kariyerinin ilk yıllarını moda temalı çekimler gerçekleştirmek üzere dünyayı dolaşarak geçirdi.”

1967 yılının sonbaharında ilk Afro-Amerikan süper model olarak adını tarihe geçirecek Naomi Sims, zarif silüetini saran siyah pelerini ve volümlü chupalla şapkası ile New York sokaklarında Rolleiflex kameraya karşı poz verdi. Kendisiyle kontrast oluşturan beyaz New York sütunlarının önünde çekilen fotoğraf, aynı yılın Ağustos ayında New York Times’ın özel seçkisi Fashions of the Times’ta tam sayfaya basıldığı zaman sadece kendi kariyerinin değil, kendisinden sonra podyumlara adım atacak tüm siyahi modellerin yolunu açtı. 60’lı yılların kabul görmüş katı güzellik ve estetik kurallarının dışına çıkarak moda fotoğrafçılığına yeni bir soluk getiren bu çekimin altında, sınırları zorlamayı seven fotoğrafçı Gösta Gus Peterson’ın imzası vardı.

İsveç doğumlu Peterson, tasarım eğitimi aldıktan sonra henüz 25 yaşındayken New York’a ilk kez ayak bastı. Çizim yeteneği ve onu diğerlerinden ayıran görsel dünyası sayesinde kısa sürede Lord & Taylor’da tasarımcı olarak iş bulan genç adam ne var ki, fikirlerini moda dünyasının ona göre oldukça sıkıcı olan kalıplarına sıkıştırmaktan pek hoşlanmamıştı. Yaratıcı gücünü sadece kendi üretimleri için kullanmak istediğine karar veren Peterson, böylece hayatı boyunca en yakın arkadaşı olacak Rolleiflex makinasını bir daha çıkarmamak üzere boynuna taktı. Girişken kişiliği ile sokak fotoğrafçılığına başlamasının ardındansa kariyerinin ilk yıllarını moda temalı çekimler gerçekleştirmek üzere dünyayı dolaşarak geçirdi.

Afrika’da, Hindistan’da hatta Rusya’da kendi kendini eğiterek yakaladığı kareler The New York Times, Mademoiselle, Esquire, Town & Country, House & Garden, Depeche Mode, L’Officiel, Harper’s Bazaar gibi pek çok dergide yer aldı. Sektörün en önemli duraklarından Vogue’un bu listede olmaması ise olağan dışıydı. Sadece modellerin olduğu görsellere yer veren Vogue, Peterson’ın işlerini her ne kadar beğense de onun çalışmalarına yer vermedi. Fotoğrafçının hemen hemen bütün çekimlerinde genellikle modellik yapmayan ve hatta klasik güzellik standartlarına uymayan kadınları kullanması Vogue için bir probleme dönüşse de bu, kendi zamanının en çok saygı duyulan fotoğrafçısı olmasını engelleyemedi.

Peterson’ın yakın arkadaşı ve aynı zamanda asistanı olan Linda Rodin, onun fotoğrafçılık anlayışını anlatırken, objektifinin karşısına aldığı kadınları seçmesindeki nedenlerin altını özellikle çiziyor. Rodin’e göre dış görünüşlerinden çok kişiliklerini vurgulayan açıları tercih eden ve farklı yüz hatlarına odaklanan Peterson için fotoğrafın anlattığı hikaye her şeyden daha önemli. Seçtiği modellerin ortaya çıkan güçlü fotoğrafları, onların objektifle flört etmelerinden ziyade kameraya ters düşen ve hatta zıtlaşan kadınlar olmalarından geliyor.


MET, Museum of Fine Arts in Boston ve Victoria and Albert Museum gibi büyük galerilerde sergilenen Peterson’un işleri en son 2015 yılında Turn Gallery’de açılan retrospektif sergisi de eklendi. Geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan sanatçı, fotoğraf karelerini karakteristik hale getiren tercihlerini sonuna kadar korumaya devam etti.