Q&AJournal: Aslı Filinta

27 Aralık 2019

Türk kültüründe yer alan elementleri ve kadını merkeze alan tasarımlarıyla öne çıkan moda tasarımcısı Aslı Filinta, moda dünyasıyla tanışma hikayesini, ilham kaynaklaını ve güncel projelerini AJournal'a anlattı.


Yeni sezon koleksiyonunuzun hikayesinden bahseder misiniz?

Ben artık dünyadan aldığımız kadar dünyaya birşeyler verebiliyor muyuz, bunu sorguluyorum. Kendi iç dünyamda gerçekten adaletli olmanın muhakemesini yapmaya başladım. Her sezon yeni tasarımlar yaparak, yaratıcılığımızı besliyoruz, peki tüketime bakış açımızda duyarlı olabiliyor muyuz? Yeniden hayata neleri sokabiliyoruz? Oğlum hızlı büyüdüğü için az giymiş olduğu kazakları 3 yaş daha büyütecek formüller bularak başladım. Bunu sosyal medyada paylaştıkça müşterilerimiz, kendi yıkama hatası ile küçülmüş kaşmir kazakları için aynı uygulamayı yapmamızı rica etti. Yanlardan ve kol altlarından farklı veya benzer kumaş eklemeleri ile hem yeni bir tasarım haline geliyor, hem de ürünlerin ömrü uzuyor! Özellikle çocuk giysilerinde çok kullanışlı bir hale geliyor.

 

Koleksiyon ve sürdürülebilirlik çalışmalarınıza nasıl başladınız?

Bir kere öncelikle geri dönüştürülebilir ve elimizdeki stok kumaşları kullanarak başladık. İhracatta plastik askı ve naylon kullanımımızı sonlandırdık. Kendi farkındalığımızı yaymak adına ufak da olsa adımlar atmaya başladık. Bunun üzerine hızlı moda sektörlerinde uygulanabilecek birkaç proje geliştiriyoruz. Defilede sürdürülebilir tasarımlarımlarımıza da yer vereceğiz.




Tasarımcı olmanın yanı sıra aldığınız ekonomi eğitimi size ne tür avantajlar sundu? Marka pazarlama konusunda genç tasarımcılara neler önerirsiniz?

Tasarımcı olmayı hayal etmedim, hatta küçükken manav olmayı hayal ederdim, renkli geliyordu sanırım. Bilkent Ekonomi bölümünde yoğun bir eğitim dönemi geçirdim ama Parsons The New School, New York’a taşınmak için bir bahaneydi diyebilirim. Parsons’dan mezun olmadım, sadece öğrenmek istediğim dersleri aldım, hatta sonra aldığım her dersi de bıraktım. Moda eğitimim olmadığı için de kimse beni işe almaz diye hiç iş başvurusu yapmadım ve New York’tayken kendi markamı kurdum. Ben yaparken öğrenmeyi tercih edenlerdenim, yıllarca okullar okumaya sabrım pek yok. Ekonomi okumuş olmam ise moda sektöründe arz ve talep eğrisini anlamam adına çok faydalı oldu!

 

Tasarım dilinizi nasıl tarif edersiniz? Başladığınız noktadan bugüne, nasıl ve nereye doğru evrildi?

Önce başkaları beğensin diye tasarım yapmaya çalıştım, sonra aslında herkes beğenmese de olur, ben beğensem yeter dedim. Şimdi ise zevk denen konseptin yaratıcılığı baltaladığına eminim.


İznik Çini Vakfı ile yaptığınız iş birliğinden bahseder misiniz?

Tasarımın her alanında yenilik içerdiği sürece işbirlikleri çok keyifli. Coca Cola için Çini desenlerinden bir teneke, Redbull için Dünya Jimnastik Şampiyonu Ayşe Begüm Onbaşı için çini desenlerinden yola çıkarak bir mayo tasarlamıştım. İznik Çini Vakfı’nın kurucusu Prof. Dr. Işıl Akbaygil bana çok ilham veren bir aile dostumuz. Tasarımlarımı ve ilgimi görünce mutlaka Vakfa gelmelisin diyerek beni davet etti. Vakfı ziyaret ettiğimde bahçenin tasarım hikayesinden tutun, içerde çalışan sanatçılar ve mimarlarla yaptığınız sohbetlerden ve atölyedeki ortaya çıkan işlerden etkilenmemek imkansız. Büyülenerek çalıştım, harika kitaplardan çalışarak ve orada kalarak desenler meydana getirdim ve koleksiyonun çekimini de orda Serai tavuklarının içinde yaptık.




Tasarım dışında kültür ve sanata da ilginiz çok fazla. Showroom’unuz galeri gibi… Her yerde birbirinden değerli eserler ve antikalar var. Sanata olan bu ilginiz nereden geliyor? Moda ve sanat size göre ne kadar ilişkili?

Moda ve Sanat her ne kadar yakın durabilseler de bambaşka dinamikler. Ben yine de kendime ilgi alanım olan bir işi yaratmış olmaktan mutluyum. Acele etmiyorum, bir sanat eserine sahip olduğunuzda hakkını vermelisiniz diye düşünüyorum. Kilim merakım da, İznik çinilerine olan merakım da aslında antikalara olan ilgimden geliyor. Kendi orijinal hikayelerini yansıtan, kimyasal boyaların kullanılmadığı ve özellikle elle örülen kilimleri beğeniyorum. Eğer kilimi ören sanatçı ismini ve tarihini kilime dokuyorsa daha da çok hoşuma gidiyor. Çok sevdiğimiz aile dostumuz Kazım Karakaya’nın heykelleri ve yaratıcı beyni kadar kalbini de sevdiğim Ali Elmacı’nın işlerini mutlulukla sergiliyorum.

 

Halı ve kilime olan merakınız nasıl başladı? 

Daha halı veya kilim merakım yokken, aklıma bir Kırmızı Halı daveti için, kırmızı halıdan bir elbise tasarlamak geldi. Önce biraz bilgi edinmeliyim derken, ilk eli belinde motifinin anlamını öğrendim. Devamında ise dokumalardaki tüm motiflerin kadının kültürel birikiminin bir yansıması olduğu çok açık ve etkileyiciydi. Daha sonra Osmanlı saray halılarının teknik ve motiflerini inceledim. İran düğümü ve laleler, karanfiller, gül ve yapraklardan oluşan motifler derken farklı yılları, yöreleri ve her sembolün de ayrı hikâyesini keşfettim, etmeye devam ediyorum.

 

Kilimler, tasarımlarınıza da ilham veriyor mu?

Kendi hikayelerimi yaratmam konusundaki devamlılık için gerekli olan sabrı ve yarattıklarımın orijinal olması gerekliliğini hatırlatıyorlar bana.

  

Bu alanda takip ettiğin yerli ve yabancı sanatçı ve zanaatkarlar kimler?

Istanbul’daki Türk İslam Eserleri Müzesindeki bütün eserler harika! Çağdaş Sanat formunda ise Alexandra Kehayoglou’nun doğa temasıyla dokuduğu kilimleri ve Belkıs Balpınar’ın Art Kilimlerini beğeniyorum.


 


Showroom/mağazanızda sizi nasıl ziyaret edebiliyoruz?

Randevu almanız yeterli, çok mutlu oluruz! Geçen gün kilim tasarlıyor veya satıyor muyuz diye arayan olmuş! Neden olmasın?

Showroom Randevu için info@aslifilinta.com’ya  mail atarak veya Instagram üzerinden (@aslifilinta) özel mesaj aracılığıyla bize ulaşabilirsiniz.