Q&AJournal: Felekşan Onar

22 Kasım 2019

Q&AJournal'da bugün: Tasarımcı ve Cam Sanatçısı Felekşan Onar ilgilendiği alanları ve ilham kaynaklarını ve yaratım süreçlerini AJournal’a anlattı.

Üsküdar’daki bir atölyeye yaptığım ilk ziyarette farkına vardım ki, bu işin içinde ben de olmalıyım. Bu şekilde cam sanatı ile bir araya geldim.

Bir çok farklı alanlarda eğitiminizi sürdürdükten sonra, buradan cam sanatına yöneliminiz nasıl oldu?

Cornell ve Harvard Üniversitesi eğitimleri sonrası cam sanatına yönelmek standart bir yol değil açıkçası. 2000’li yıllara bir arayış içinde başladım. Geriye dönüp baktığımda görüyorum ki kreatif enerjimi artık iş dünyasında daha fazla kullanamamaktan kaynaklanan bir arayıştı bu. Sınırları belli olan bir dünyada kendimi kısıtlanmış hissediyordum. Bu bende bir ivme yarattı ve hiç planlamadan iş hayatından ayrıldım.

Elleriyle hareket eden bir insanım. Bir şeyler çizmeye başladım. Tekstil hayatımdan biliyorum ki çizilen şeylerin bir ürüne dönüşebilmesi için bunların bir anlamının olması lazım. Çocukluğumdan beri cam objeler biriktiriyorum. Cam objelerin çizimlerini yapmak istediğim için de bu işin nasıl yapıldığını görmeye karar verdim. Üsküdar’daki bir atölyeye yaptığım ilk ziyarette farkına vardım ki, bu işin içinde ben de olmalıyım. Bu şekilde cam sanatı ile bir araya geldim.

Benim için büyük fark yaratan nokta Türkiye’de aynı zamanlarda Cam Ocağı Vakfı’nın açılması oldu. Bundan sonrası zaten art arda geldi. Çok kısa bir zaman içinde Fy-shan Glass Studio’yu kurdum. Bir taraftan bu marka altında limitli adetlerde dekoratif cam objeler tasarlarken dünyanın dört bir yanında sanatsal aktivitelerime devam eder oldum.

 

Eserlerinizi yaratırken size neler ilham kaynağı oluyor? Yaratıcılığınızı nelerle besliyorsunuz? 

Beni harekete geçiren bir konuşma, bir müzik konseri, bir seyahat olabiliyor. Ne zaman artık bunu ifade etmeden, yani cama aktarmadan duramaz hale geliyorum, o zaman artık üretim süreci başlıyor. Hemen kendime bir yol haritası belirliyorum. Kafamdakini bazen eskiz ile bazen de çamurdan taslağını çıkararak anlatacak kıvama getiriyorum. Kolları sıvadıktan sonra yol alırken beklentimin dışında gelişen adımlarda malzemeye ayak uyduruyorum. Bazen ilk denemede bazen beşinci denemede istediğim yere varabiliyorum.

Mimari bana çok ilham veriyor, özellikle iç mekan dekorasyonu bana çok enteresan geliyor. Bir eser üzerinde çalışırken onun bir iç mekanı dolduracağını düşünüyorum. Ayrıca, sezonun renkleri beni etkiliyor. Vizyona giren filmler, izlediğim önemli bir gösteri ya da dinlediğim bir şarkı bana yön veriyor.

Bir konuk sanatçı programı için gittiğim Berlin’de kendimle daha çok zaman geçirebildiğim dönemde mülteciler konusuna odaklandım. Yuvalarından olmuş insanlar…

Cama form verirken ise yıllar önce okuduğum bir kitap bana yol gösterdi: Louis de Bernieres’in ‘Kanatsız Kuşlar’ kitabı. Bu konuya dokunduğum çalışmam ‘Perched’ önce Berlin’de Bergama Müzesi’nde arkadan Londra’da Victoria & Albert Müzesi’nde sergilendi. İlerleyen günlerde diğer önemli kültür merkezlerinde sergilenmesi için çalışmalarım devam ediyor.

                                                                           

Cam şüphesiz en estetik malzemelerden birisi. Eserlerinizi üretirken farklı materyalleri de kullanıyor musunuz? 

Ben cama aşık bir insanım. Fakat, son zamanlarda beni cezbeden başka bir mecra ile karşılaştım. Film. Ben araştırmacı bir insanım ve sanatımla bir hikaye anlatıyorum. Bunu film aracılığıyla da çok keyifle yaptığımı gördüm. 

Kısa filminiz ''ESMA''nın çıkış noktası neydi?

Eylül ayında Venedik’te Glass Week kapsamındaki çalışmada Sokullu Mehmet Paşa Cami ve onun cam kandillerini anlatan filmi, ‘ESMA’yı ilk defa gösterdik.

1569-1571 yılları arasında Sokullu Mehmet Paşa adına, II. Sultan Selim’in kız kardeşi olan eşi Esma Sultan tarafından yaptırılan cami, İstanbul’da Kadırgalar semtinde yer alıyor. Mimar Sinan’ın eseri olan ve döneminin en güzel örnekleri arasında yer alan caminin iç tasarımında, Murano’daki zanaatkarlara yaptırılan 900 adet cam kandil kullanılmış. Aynı dönemde, Venedik ile Kıbrıs için savaşa girilmesine rağmen Esma Sultan’ın Venedik’ten sipariş ettiği cam kandiller İstanbul’a ulaşır ve tarihimizde cam sanatının önemli bir göstergesi olarak yer alır. Bu tarihi değeri, Venedik’te, cam sanatının kalbinde sanatseverlerle buluşturmak benim için bir kıvanç kaynağı oldu.

  

Camı işlerken kullanmayı çok sevdiğiniz bir form var mı?

Vazo, çanak gibi geniş yüzeyler en çok hoşuma giden formlar. Onlara hikaye aktarmam çok daha mümkün oluyor. Büyük veya küçük bu yüzeylerde, hem renkler hem dokular ile oynamam ve hareket kazandırmam daha kolay oluyor. Cam yapmaya başladığımdan beri vazgeçemediklerimden.

Yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Gelecekte ilk hareket Fy-shan Glass Studio tarafında. Yeni yılı karşılarken dekorasyonda zaman zaman göz ardı edebildiğimiz çalışma mekanlarını dikkate alarak yeni ürünler tasarladık. Başta güç ve liderlik sembolü aslan olmak üzere, çalışma masalarının vazgeçilmez objelerinden olan kutu ve puro küllüğü, bambaşka bakış açısı ile çalışıldı ve sayılı adetlerde tek tek üretildi.

Murano üfleme tekniklerinin kullanılması ile yaratılan cam kutu, her kutuya özel olarak yine elle üretilen ahşap kapaklarla bütünlük sağlıyor. Puro küllüklerinde ise ikram ve keyif tanımını destekleyen bir tasarım çalışması yaptık. Kutlamalara hazırlandığımız tamamıyla özgün ve her birbirbirinden farklı aform vazolar, kış davetlerinde yerlerini alacaklar. Yeni yılın sonuna gelirken Fy-shan Glass Studio tasarımlarında, şans ve bolluk simgesi olan minik kurbağaların üzerine tünediği cam küreler olarak form aldı. Bu tasarımlar, yeni yılda hayal etmeyi teşvik eden şans ve sevgi dolu günlerin habercileri olacak.

Yılbaşı sonrası tekrar New York’da bir çalışma için Amerika’da olacağım. Onun detayları Şubat ayında kesinleşecek. Diğer taraftan sanatsal çalışmalarım için Mart ayında Venedik’te olup 2021’de Venedik’te 59. Venedik Bienali ile paralel sergilenecek bir çalışmanın ön hazırlıklarını yapıyor olacağım. Planlamak, hedeflemek ve yaratmak çerçevesindeki günler beni bekliyor.