Q&AJournal: Gülsüm Üzel

20 Ağustos 2020

Gülsüm Üzel’in tasarımları duygular ve benlik arasında samimi bir iletişim kuruyor. Üzel, bir meditatif araç olarak seramik üretimi hakkındaki görüşlerini, ilham kaynaklarını ve seramik serüveni için gelecek adımlarını AJournal ile paylaştı.

Seramik ile çalışmaya ne zaman başladınız? Seramik yaratımında sizi motive eden faktörler nelerdir?  
Üniversite yıllarında Malzeme Mühendisliği dalında okurken seramik ile ilk defa tanıştım. Bu süreç, özellikle malzemenin yapısı ve potansiyelini görmek, teknik özellikleri üzerinde çalışmak ve diğer malzemeler ile arasındaki ilişkiyi araştırmamı sağladı. İlerleyen yıllarda ise artistik anlamda aynı malzeme, bambaşka bir boyutuyla hayatıma girdi. Ortaya çıkan yaratım sürecinde ise, belki bu mühendislik altyapısı ile, malzemenin temel özelliklerinin, insanın temel duygularıyla yoğrulabilmesi beni her zaman en çok etkileyen ve ileriye doğru yol almamı sağlayan tarafı olmuştur.




Seramik işleriniz duygular ve benlik arasında bir iletişim kuruyor. Bu yaklaşımdan bahsedebilir misiniz?
Birey olarak, benliğimizin oluşmasında, hayatın içinde yaşam savaşına devam etmesinde, dış dünya ile iletişim sağlayarak gelişmesine duygu akışlarının yön verdiğini düşünüyorum. Çalışmalarımda, malzeme ile ham benlik arasındaki bağı araştırırken, sonrasında bu benlik üzerinde etkileri olan duygu durumlarının renklerini görüyor ve bu renk geçişleri ile aynı benlik üzerindeki etkisini çamura yansıtıyorum. Çalıştığım duygu durumlarına göre çamur, sır veya başka teknik üretim süreçleriyle oynayarak, ortaya çıkan parçanın, yaşayan benlikten bir kesit oluşturmasına çalışıyorum.



Seramik üretimi çoğu zaman bir meditatif araç olarak da karşımıza çıkıyor. Ellerinizle bir çalışma üretmek duygusunu siz nasıl tanımlarsınız?

İnsan olarak taşıdığımız en ilkel iletişim aracımızın ellerimiz olduğunu düşünüyorum. Henüz komplike düşünce yapısına sahip olmadan, egomuzun şekillendirmeye başlamadığı benlik yapımızla, ellerimizi kullanarak hayatımıza başlamamız, devam etmemiz, bize, dil ile iletişim kurup bilinçsel anlamda daha gelişmiş zamanlarımız için unutulmuş bir miras devrediyor. Kullandığımız günlük komplike iletişim metodlarını bırakıp, ancak ellerimizi dinlediğimiz zaman ise bu çok ilkel, çok basit ama bir o kadar da zengin dünyamıza giriş yapabildiğimizi düşünüyorum. Bir anlamda, eller ile çalışmanın, dış dünya ile iletişim için gelişmiş olan ellerimizin aynı zamanda iç benliğimize de dokunabilmesiyle bir bütünlük duygusu oluşturduğunu düşünüyorum.




Sanat ve zanaat arasındaki farkı nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Ellerin, uzun çalışmalar nihayetinde kendi hafızaları ve bilinçleri ile yarattıkları işlerin zanaat olduğunu düşünüyorum. 
Ellerin, uzun çalışmalar nihayetinde kendi hafızaları ve bilinçleri ile çalışırken, benliğin rengarenk duygularıyla oyun oynamasının sanat olduğunu düşünüyorum.


Markanız kapsamındaki üretimlerinin yanı sıra seramik alanında başka çalışmalarınız var mı?
Haftanın belirli günlerinde İstanbul, Etiler’de kurulmuş, kolektif çalışmayı sonuna kadar destekleyen bir atölyede, seramik malzemesi ile çalışma teknikleri üzerine dersler veriyorum. Aynı zamanda, çalıştığım sanatçı arkadaşlarla, yine aynı kollektif yaratım anlayışıyla, diğer seramik sanatçıları, işleri ve yaratım süreçleri hakkında toplantılar düzenliyor, sanat konusundaki farkındalığa katkıda bulunmaya çalışıyoruz.




İşleriniz, bu yaz Bodrum’da açılan ‘74Escape Gallery & Store’da yer alıyor. Bu projeyle yollarınız nasıl kesişti?
Karantina döneminde, karantinanın en zorlu duygularını yaşarken karşılaştık. Bu sayede oluşan koleksiyon, daha gerçekçi ve dolayısıyla daha sevgiyle geleceğe bakan parçalardan oluştu.




Seramik yolculuğunuzda bir sonraki adımınız nedir? Yeni seriler için planlarınız var mı?
Bu yolculukta hep şu anki adımı hakkıyla, keyfiyle ve dolu dolu atmaya çalışıyorum. Bir sonraki adım her zaman bir öncekinin üzerine atılıyor, bu sayede yeni olan her şeyin daha da köklü ve canlı olacağını düşünüyorum.