Q&AJournal: Mike Berg

11 Şubat 2020

Tasarımcı ve sanatçı Mike Berg ilgilendiği alanları, ilham kaynaklarını ve güncel projelerini AJournal'a anlattı.


Kariyerinizin başından beri soyut formlar üzerine odaklanıyorsunuz. Soyut çalışmaların sizin için önemi nedir?

Sanat herhangi bir şey hakkında olabilir fakat benim için soyutlukta keskin bir güzellik var. Kendimi istediğim boyutta soyut çalışmalarla ifade edebiliyorum. Skowhegan School’da yeni bir sanatçıyken Jacob Lawrence bana ‘’iyi bir sanatçı olmak için neler feda etmen gerektiğini bilmen gerekiyor’’ demişti.

Skowhegan School of Painting and Sculpture’dan mezun olduktan sonra New York’a taşınıp New York Studio School’da eğitiminize devam ettiniz. Manhattan’da bir sanatçı olarak yaşamak ve loftlarında ilk ikamet eden kişilerden olmak nasıl bir histi? 

Evet, ben yaşlı bir adamım. Aslında, benden 15 yıl önce Manhattan’da yaşayan sanatçılar bulunuyordu. Satın aldığım loft binanın en üst katındaydı. Bu bina ise yasal olarak yaşam alanı ve stüdyo olarak kullanılması için gerekli başvuruları yapan binalardan ilkiydi.



 

Geçtiğimiz 20 yıldır Türkiye ve Amerika arasında sürekli seyahat ediyorsunuz. Istanbul’la yollarınız nasıl kesişti ve sanatınıza nasıl yansımaları oldu?

İstanbul’a taşınmamızın artı ve eksi yanları vardı. Eşim ve ben, şair ve sanat eleştirmeni olan yakın arkadaşımız John Ash’in davetiyle İstanbul’a geldik. Kendisi üç yıl önce İstanbul’a taşınmıştı ve şehrin üzerimizdeki etkisi ve enerjisini çok sevdik. Ben özellikle mimariyi ve her yüzeyde bulunan doku ve desenleri çok sevdim. Her yerde soyutluk vardı. Örnek vermek gerekirse ben Selçuklu mimarisinin geometrik detaylarını kilisedeki figürlere hep tercih etmişimdir. Burada kendimizi çok rahat hissettik.

İlhamınızı nereden alıyorsunuz? Yaratım sürecinizi detaylandırabilir misiniz?

Benim yaptığım eserlerdeki süreci açıklamam çok zor. Birçok sanatçıdan ilham alırım. Beni çeken, işin geliştirilme sürecinde kullanılan yöntemlerdir. Örneğin, Rothko, Pollock, Mondrian ve Ad Reinhard çok başarılı sanatçılar. Fakat oldukları yere gelene kadar pek çok başarısız eserler vermişler. Ben de olduğum yere gelene kadar çok da iyi olmayan eserler üzerinde çalıştım. Benim için yarattığım işte birkaç farklı dal vardır ama her zaman aklımda konsepti bellidir ve işlerim önceki projelerimden gelişir. Farklı birçok sanat eseri, bana ilham veren ve hatta kıskandığım sanatçılar olsa bile çeşitlilik benim için her zaman yaptığım eserlerde önemlidir.


 


‘The Ship That Sailed’ serginizde Architecture Design Art Space’te gerçekleşti ve dokumadan heykellere farklı disiplinlerden eserleriniz bulunuyordu. Doğuya ait formları kendi kültürünüzle birleştirme fikrini nereden aldınız?

Yaptığım eserler geometriye veya harekete bağlı iki konu üzerinde gelişiyor. Harekete bağlı mürekkep veya akıtma tekniğine bağlı eserler geometrik resimlerimde karşılaştığım sınırları bırakma isteğimden oluşuyor. Geometrik resimler ve kilim tasarımlarım üzerinde çalışırken kontrolü biraz azaltmak için yaptığım renk seçimimi genelde şansa bırakıyorum ve bazen ortaya tesadüfi bir güzellik çıkarıyor. Benim için kullandığım malzemeler ve dokuma doğuyu; yarattığım kompozisyonlar ve geometrik soyut eserler Batı’yı temsil ediyor. Benim karalama mürekkep çizimlerden ve Selçuklu mimarisinden ilham alarak yarattığım eserler ve dokumalarım en çok Doğu’dan ilham alıyor. 

Gelecekte yapmayı planladığınız projelerinizden bahsetmek ister misiniz? 

Healdsburg, Kalifornia’da bulunan Paul Mahder Gallery ve Galeri Nev’de yapılacak sergim için üç boyutlu büyük ölçekli heykeller üzerinde çalışıyorum. Bu yaz, Washington eyaletinde bulunan heykel parkım için bazı eklemeler üzerinde çalışacağım.