Q&AJournal: Sami Savatlı

19 Aralık 2019

Tasarımcı, mimar, ve sanatçı Sami Savatlı ilgilendiği alanları ve ilham kaynaklarını ve güncel projelerini AJournal'a anlattı.

1-Çalışmalarınız incelendiğinde Doğu ve Batı, modern ve geleneksel gibi çeşitli kontrastlar öne çıkıyor İstanbul gibi Doğu ve Batı’nın hem coğrafi hem de tarihi olarak kesiştiği bir şehirde eser üretmek sizi nasıl etkiliyor? 

İstanbul’da yaşama ve üretme fikri aslında büyük bir açık hava müzesinde yaşarcasına ilham verici. Bizans döneminden kalma bir eserin yanından geçerken kendinizi bir anda Mimar Sinan’a ait bir yapının yanında bulabiliyorsunuz. Çok katmanlı ve yaşayanın zaman algısının yok edecek kadar farklı dönemlere ait referanslarla dolu bir şehir. Merakınız ve algınız açık olduğu sürece ilhamın size akmama şansı yok bu şehirde. Ben ama en çok bu şehirdeki yıllanmış dokularla ve renklerle ilgileniyorum ve bunlardan besleniyorum.

 

2-Sanat, tasarım ve mimarlık alanlarında size ilham kaynağı olan eser, çalışma ve projeler neler?

Dini yapılardan, bu yapılarda mimari anlamda kullanılan renk ve dokulardan çok etkileniyorum her zaman. Örneğin Cambodia’daki Hindu tapınağı Angkor Wat’dan, Hindistan’daki Meenakshi Amman’a kadar örneklendireceğim çokça katmanlı yapı sayabilirim. Daha yakın dönemlere gelecek olursak, Carlo Scarpa’nın efsanevi Olivetti Showroom’u ve Louis Kahn’ın Phillips Exeter Academy Kütüphanesi gördüğümde çokça etkilendiğim mimari yapılardan.

 


3-Hem mimar hem sanatçı hem de tasarımcı olarak aktif olarak çalışmalarınızı yürütüyorsunuz. Sanat ve tasarım alanlarındaki stilinizi nasıl tanımlarsınız?  

Renkler ve dokularla çokça oynayan, zanaat ve geleneksel üretim tekniklerine sıklıkla işlerinde kullanan, bizzat üretime dahil olarak dokunarak şekillendirerek yeni işler ortaya çıkarmaya meraklı, işin estetik kısmının yanı sıra fonksiyonellik, ergonomi gibi alanları da önemseyen ve teknik olarak tasarımı bunlardan bağımsız düşünmeyen, aşinalık duygusunun içine yeni fikirler ekleyen ve özgün deneyimler sunan bir yaklaşım işlerimin merkezindeki fikir diyebilirim. 

Çok katmanlılık, tasarım ve üretim süreçlerini esneterek yeni detaylar eklemek ve tasarımın gelişiminin hazzını yaşamak bana ayrıca keyif veriyor. Formları manipüle etmek ve farklı stilleri de sanki yapboz yaparcasına tasarıma ya da minik detaylara entegre etmek bütünde yenilik barındırırken aşinalık hissini de koruyan bana özgü stili ortaya çıkarıyor diyebilirim.

 

4-Yaptığınız mobilya tasarımlarında ve eserlerinizdeki tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

Ben renkler ve dokular üzerine çok kafa yoran bir fikir üreticisiyim aslında. Tasarım ve sanatı birbirinden ayrı görsem de ikisinin kesişim noktalarında olmak bana çok haz veriyor. 2009 senesinden beri aktif olarak mimari ve ürün tasarımı konularında üretim yapıyorum. Ancak kendi sanat atölyemi kurduğum yıl olan 2016’dan itibaren tasarım çizgim sanatsal üretim tekniklerinden ve arkasında yatan felsefeden çokça etkilendi. Aslında, şu an yüzde yüz iç içe üretimler olmasa da işlerimin zamanla o noktaya doğru evirildiğini hissediyorum. Biz, kendi işlerini yapan fikir üreticileri, kendi gelişimimizi işlerimize de yansıtıyoruz. İşler üretenlerden bağımsız olamıyor. Soruya geri dönecek olursak, tasarım ve sanatın kesişiminde benim için. Yeni malzeme arayışları, farklı tekniklere bu materyalleri adapte etme süreçleri, renk ve form konusunda özgün fikirler ortaya koyma ve yeni dokuları keşfetme dürtüsü her zaman mevcut.



5-Bugüne kadar sizi en çok etkileyen sanat eserleri nelerdir? 

Bu liste tabii ki çok uzun ama ilk aklıma gelenler; Philippe Parreno’nun ışıklarla kurguladığı enstalasyonlar, Pierre Huyghe’in sıra dışı enstalasyonları, Wolfgang Tillmans’ın soyut fotoğraf örnekleri.

 

6-Bir eser üretirken izlediğiniz süreç nasıl gelişiyor? 

Sanat üretimim, sürece yayılmış, çok katmanlı, yeni keşif ve arayışları merkezinde tutan, içinde bulunduğum ve yansıtmak istediğim duyguyu ya da mesajı gizleyerek ama bulunmasını sağlayacak ipuçlarını da işe dahil ederek tasarladığım bir süreç diyebilirim. Bu süreçte kaybolma ve kendimi bulma hali en üst haz noktalarından. Sanat ve tasarımda üretim süreçleri işin “ilham” ya da “konsept” kısmında benzerlik gösterse de tasarımda işin teknik boyutları, fonksiyonellik, ergonomi, tasarım ve malzeme uyumu, üretim teknikleri vb. gibi konular sizi sınırlandıran ve tasarımın sanattan ayrışmasını sağlayan gereklilikler.

 


7-Küçüklükten beri sanatla iç içe büyümüş biri olarak en sevdiğiniz sanatçı veya tasarımcılar kimlerdir ve çalışmalarınızda bu kişilerin tarzları size ilham kaynağı oluyor mı?

Art Deco stilinde hem sanat ve hem tasarım üreten Fransız Jean Dunand, Amerikan heykeltıraş ve tasarımcı Isamu Noguchimonokromatik ahşap heykelleri ile Louise Nevelson ve siyah rengin ve ışığın muhteşem kullanımıyla Pierre Soulages. Aslında bu liste bir hayli uzun. Barnett Newman, Clement Meadmore, Antoine Poncet, Maria Pergay da etkilendiğim isimlerden.

 

8-İleride gerçekleştirmeyi planladığınız proje veya sergiler bulunuyor mu?

Mart ayında dördüncü kişisel sergimi gerçekleştireceğim ve bunun için uzun süredir iş üretmeye devam ediyorum.  Maçka’da bulunan ve gallery-showroom olarak nitelendirdiğimiz kendi alanımız için yeni aydınlatma ve obje koleksiyonum yine şubat ayı gibi sergilenmeye başlayacak. Bir yandan da iç mimari proje ofisimiz Türkiye’de, Orta Doğuda ve Avrupa’da çeşitli restoran ve konut projelerine devam ediyor. Yoğun bir 2020 takvimini bizi bekliyor diyebilirim.

 

9-Sanatçı olmak isteyen gençlere önerileriniz nelerdir?

Öncelikle işin teknik kısmını öğrenebilecekleri her fırsatı değerlendirmeleri gerek. Bunu işin alfabesi olarak düşünmeliler ve bu konuda her zaman iştahlı olmalılar. Sanat tarihi ve haşır neşir olmaları uzun vadede daha bütüncül bir bakış açısı geliştirmelerini sağlayabilir. Ayrıca, sanat eserlerini salt olarak değerlendirmek yerine, onu üreten sanatçının bakış açısı ve ardındaki felsefesini de öğrenip bu şekilde değerlendirmelerini ve kendilerine bu şekilde ayna tutmalarını tavsiye ederim.