Q&AJournal: Zeynep Fadıllıoğlu

28 Kasım 2019

Zeynep Fadıllıoğlu, ilgilendiği alanları ve ilham kaynaklarını, yeni projelerinin yaratım sürecini AJournal’a anlattı.

Tasarım ve tasarımcılık serüvenine nasıl başladınız, sizi bu disipline yönlendiren ne oldu?

Çocukluğum Yeniköy'de Garabet Balyan'ın tasarlayıp inşa ettiği bir yalıda geçti. Dolmabahçe Sarayı'nda imzası olan sanatçılardan birinin tasarladığı bu mekanın estetik duyguma yön vermesi kaçınılmazdı. Balyan ailesi Osmanlı mimarisine Avrupai bir bakış ve süsleme sanatındaki zenginliği getirmiştir.

Ailem Bursa Tekstil Sanayi’deki yeri dolayısıyla Osmanlı tekstillerine özel önem verirdi. Bu özel ilgi beni daha sonra Sotheby's, Christie's gibi önemli müzayede evlerinin Osmanlı eserleri müzayedelerini takip ederek bu eserleri toplamaya yönlendirdi. Bilgisayar Programcılığı eğitimim sayesinde analitik düşünme yönüm gelişmişti. Inchbald School of Design'da aldığım mimari tasarım eğitimiyle birleşince kendi kültürüme evrensel bir açıdan bakabilme alışkanlığı kazandım.

Tasarımcı olarak aktif çalışma hayatım ise eşim Metin Fadıllıoğlu'nun restoran ve kulüplerini tasarlayarak başladı. İkonik olarak kabul edilen bu sıra dışı mekanları tasarlarken sanatçı ve zanaatkarla çalıştım ve onları kendi birikimlerimle yönlendirdim. Tasarıma olan bu yaklaşımım daha sonra kendi tasarım ofisimi kurduğumda teknolojik gelişmelerden destek alarak gelişmeye devam etti.

 

Türkiye’de ve uluslararası sahada yer alan bir tasarımcı olarak size hayatta neler ilham verir? Yaratıcılığınızı nelerle besliyorsunuz?

Binlerce yıllık değişik kültürlerin kesiştiği noktada yer alan İstanbul en önemli ilham kaynağım oldu. İstanbul çok dinamik, her köşesinde hayal gücünü besleyen kültürlerin izleriyle dolu.

Güncel kalmaya ve zamandan kopmamaya özen gösteririm. Kendimle yarışırım, durağan olandan hoşlanmam. Sadece geçmişten gelen kültür zenginliğinden değil, günümüz dinamiklerinden de ilham alırım. Sanatçı ve zanaatkarlarla çalışmak ve bu esnada ki bilgi alışverişi, sürekli araştırmak ve hareket halinde olmak, yeni insanlar tanımak hayal gücümü canlı tutar.

 

En sizi yansıttığına inandığınız projeniz hangisi oldu, konsept – çıkış noktası sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?

Chintamani ile Londra’nın merkezinde geniş bir metrekarede sofistike bir restoran deneyimi tasarladık diyebilirim. Cesaret gerektiren bir girişimdi ve ortaya çıkan sonuç yurtdışında proje uygulamanın bütün zorluklarına rağmen çok gurur verici oldu. Batı’nın en önemli başkentlerinden birinde kültürümüzün öğelerini taşıyan ancak çağdaş ve global iddiası olan bir mekan ortaya çıkardık.

Doğu ile Batı’yı harmanlarken hikayeyi renkler, dokular, tekstil, aksesuar ve mimari üzerinden anlattık. Sanatçı ve zanaatkarlarımızı mekana özel uygulamalar yapmak üzere Londra’ya götürdük. Geleneksel ile çağdaş arasında bir çizgide tasarlayıp yerine özel tasarımlar ürettik. Her anlamda projeye dahil olan herkese zenginlik katan bir projeydi. Yerel kültürleri evrensel tasarımlara dönüştürme kabiliyetimizin dünya çapında bilinirliği ve kabulü Chintamani ile başladı diyebilirim.

  

Tasarladığınız mekanlarda çok severek ve tasarım anlayışınızla örtüştüğüne inanarak kullandığınız bir malzeme veya motif var mı?

Bir tek malzeme ya da motife indirgememize izin  vermeyecek bir malzeme zenginliğiyle çalışıyor ve üretiyoruz. Ancak zamansız dokular ve renk katmanları tasarımlarımızın olmazsa olmazı diyebilirim.

  

Sık seyahat eden ve yurtdışında da işler yapan bir tasarımcısınız. Sizi en çok etkileyen, sizin için anlamı olan bir yapı var mı?

Çok fazla var, devrine göre değerlendiririm.

 

İlerde günümüzün mimarlık tarihine geçeceği bir dönemden bahsedecek olursak, hangi yapınızla anılacağınızı düşünüyorsunuz?

Yurtiçinde Şakirin Camii ve şu anda tasarım konsepti üzerinde çalışmakta olduğumuz modern bir Boğaz yalısı. Yurt dışında ise tasarım çalışmalarını tamamladığımız ve uygulama hazırlıkları devam eden ve ülkenin ziyaret edilecek yapıları arasına girecek Katar’da önemli bir projenin olacağını düşünüyorum.

 

Modern ve İslami detayları sentezleyerek Şakirin Camii’ni tasarladınız. Cephede sergilediğiniz modern ve minimal tavrın içerdeki birçok detayda İslami yorumunu ve uygulamasını görüyoruz. Bu iki farklı yaklaşımı birleştirme fikri nasıl doğdu?

En farklı ve en etkileyici olduğunu düşündüğüm işlerimizden biri. Benim için bir mihenk taşı olan bir tasarım. Hem ürktüm hem de yapabileceğime inandım. Sanatsal anlamda İslam kültüründen çok faydalanmıştım. Yaptığım tasarımlarda referans binalara gidip en çok camilerde çalışmışlığım vardı. Daha önce bir çok lokantaya, Les Ottomans gibi bir otele imza atmış biri olarak farklı hassasiyeti olan bir konuya hizmet verecek olmamdan dolayı çok iyi planlamam gerekiyordu. Bina çiziminin değiştirilmesi olayı daha ciddi bir boyuta taşıdı. Şakir ailesi Müslümanlara, ibadet edenlere hizmet eden kaliteli, çözümleri doğru yapılmış, iyi bir estetiğe kavuşmuş bir yapı istiyordu.

Epey baskı altındaydım, BBC röportajında anladım ki daha önce bu alanda hiçbir kadın çalışmamış. Teologlar ve alanının kıymetli insanlarıyla bir araya geldim. Yaptığım her tasarımdan sonra İslam sanatı tarihçilerine gidip görüşlerini aldım. Süreci onlarla birlikte ilerlettim. Tasarımının bütününe kavramsal yaklaştık. Aşırı süsleme geleneğinden daha ziyade kendi içinde anlam taşıyan öğeler bütünü olarak geliştirdik. Geleneksel İslam eserleri sanatkarları ve çağdaş Türk sanatçılarıyla birlikte çalıştık. Yakın dönem camilerin büyük çoğunluğu Mimar Sinan yapılarının kopyası olarak yapılmış, biz bundan uzak durduk. Gelecekte Sakirin Cami incelendiğinde tasarımında günümüzün yansımasını, net izlerini bulacaklar. Sembolik bir yapıdan ziyade insanlara hizmet eden bir kullanım alanı tasarladık. Geleneksel süsleme sanatımızı yeni bir anlayışla çağdaş malzemeleri de kullanarak yorumladık.    


Şu ana kadar hayata geçirmediğiniz ancak ilerde mutlaka gerçekleştirmek istediğiniz bir proje var mı? Varsa bu fikrinizden bahsedebilir misiniz?

Cami tasarlama hayalimi Şakirin Camii ile gerçekleştirdim ve sonrasında pek çok cami projesi üzerinde çalışma fırsatım oldu.

Okul tasarlamak isterim. Kültürel zenginliğimizi gençlere yeterince aktaramadığımızı ve eğitim alanının gelişmeye çok açık olduğunu düşünüyorum. Ön yargıdan uzak yaklaşıldığında eğitim konusunda toplumdan çok olumlu geri dönüş alınacağına inanıyorum. Eşim Metin Fadıllıoğlu uzun yıllar eğitim konusunda araştırmalar yaptı. Dolayısıyla ailece duyarlı olduğumuz bir konu bu. 

Cami tasarlarken konunun en bilgili kişileriyle çalıştığımız gibi okul tasarlarken de konusunun en iyileriyle süreci götürmek isterim. Yurt çapında yayılacak bir okul tasarım modeli geliştirebiliriz. Bugün, tasarımın insan gelişimi üzerindeki etkisi tartışmasız. Oyuncaktan çocuk odası mobilyasına kadar ciddi tasarım süreçlerinden geçerek sunuluyorken okul binası neden tasarımcılar tarafından yapılmasın.