Sezgisel Dünyayı İnşa Etmek

31 Mayıs 2018

Yapay ve organik dünyaların kesişiminde duran işleri ile Crystal Wagner, insanoğlu ve onun doğal dünya ile olan ilişkilerini inceliyor. İlkin Kurt, sanatçı ile yaratım sürecini konuştu.

"Çalışmamla, görünüşte başka bir dünyaya ait olan kaynaklardan doku ve şekillerden yararlanıyorum, ama hepsi, egzotik flora, mikro ve makro organizmaların derin görsel ve heykelsel diline ve dış mekanda gelişen şeylerin temeli olarak var olan, insanları modern manzaralarla çevreleyen ekili alanların büyümesine dayanıyor."

Enstalasyonların canlı renkler, benzersiz detaylar, doku ve şekillerle dolu. Hepsi çoğunlukla belirli bir mekan için özel olarak tasarlanıp uygulanıyor. Bu meydan okumayı nasıl buluyorsun? 

Çoğu şeyde olduğu gibi, üretim sürecimin her bir aşamasının zorlu yönleri var. Her parça koşullara bağlı. Sezgilerimle çalıştığım için, tel kullanılarak oluşturulan parçadaki hareketin her yönü, herhangi bir proje / alan için elinizde bulunan zamana, ateşin işte gezinme süresine kadar, hepsi yapım sürecinin ve dolayısıyla meydan okumanın koşullu yönlerinin bir parçasıdır. Üretim süreci, mecazi olarak hem dans etmek hem de konuşmaktır. Hiçbir şeyi planlamıyorum. Bunun yerine, çalışmayı büyütmek için koşulların durumunu şablon olarak kullanarak mekana tepki veriyorum. Genellikle, mekana özgü büyük ölçekli bir çalışmayı tamamlamam, 14-16 saat günlük çalışmayla iki hafta sürmekte. Enstalasyonlar, mekanla gerçekten reaksiyon içindeler. Sezgisel dünyayı inşa etmek için güven gereklidir. Üretim sürecime, estetik dağarcığıma, ilerlediğim yöne güveniyorum. Daha çok, sorun çözme kabiliyetimi kullanmak zorundayım, mekanı çözer, kararları hızlıca alır, böylece benim için çalışan insanları yönlendirebilirim. Bu, tüm zaman boyunca seninle konuşan insanlarla bir şiir veya şarkı yazmak gibi. Sezgilerimle çalışıyorum, böylece ortamın sesi her zaman mevcut oluyor. Çevremde bir hareket telaşı, kendimi mekanın alanı ve mimarisine aktarmak için çalışırken dikkatimi toplamam gerekiyor. 

İş birliklerin her zaman çok etkileyici. Farklı müşteriler için harika işler yaptın; the Flaming Lips, NIKE, GNU, Viacom. Her projeye nasıl yaklaşıyorsun? Başlangıç noktan nedir? 

Teşekkür ederim! Evet, çalışmamı yeni bir bağlamda ortaya koyan, yeni kitleler ve ortamlarla ilginç diyaloglar oluşturan projeler yapmaktan her zaman heyecan duyuyorum. Birçok proje bir diyalogla başlar. Diyalog sırasında, onların sözcük seçimlerine, benim yaklaşımımla ilgili olarak odaklandıkları şeylere dikkat ederek dinlerim ve buralardan ilerlerim. NIKE için olan proje tamamen görseldi. KOBE Bryant ile birlikte yeni ‘3am flight sneaker’ın renk skalasına dayalı bir iş yaratmak için çalıştım. Bunun aksine Viacom, çalışma sürecimde, işin saf kapsamı kadar, estetiği ve yaratıcılığı ile en üst seviyede ilgileniyordu. Times Meydanı'ndaki Viacom'a giderken, projenin çoğu, yaratıcılık etrafında şekillenen yenilikçi bir katalizör olarak dönüyordu. İnsan potansiyelinin savunucusuyum ve iş sürecimin doğası gereği, alandaki kişi benim, temel olarak kendimi herkesin izlediği yerde ortaya koyuyorum. Daha büyük hayaller kurabiliriz, dönüştürücü deneyimlere destek olan kültür yaratıcıları olarak toplum için olan bir mimari inşa edebiliriz. 

Enstalasyonlarını ekili mekanlar / yapılar ve doğal dünya ile ilişkimiz arasındaki bir köprü olarak görüyorum. Sen onları nasıl görüyorsun? İşini nasıl tarif edersin? 

Kesinlikle öyle. İnsanlarla ve onların doğal dünya ile olan ilişkileriyle ilgileniyorum. Bu gezegende nefes alan, yaşayan, hareketli bir formum. Enstalasyonlarımı, yapay ve organik dünyalar arasındaki melezler olarak görüyorum; doğaya ve insan deneyimine bağlı olarak bize yabancı olan şeylerle ilişkimizin keşifleri onlar. İnsanları çevreleyen ortamların dışında ve içinde var olan mekanlar ve nesneler arasındaki diyaloğu inceliyorlar. Yeniden üretilmiş malzemelerle yapılan bu sözde manzaralarla, tüketici kültürünün, yapay materyallerin ve teknolojinin gerçek deneyimler ve nesneler olarak gittikçe artan şekilde düz ve sentetik olanlarla yer değiştirdiği fikrini araştırmaya çalışıyorum. Bu yeni ikili dünya, içinde bulunduğumuz ile yaşadığımız tecrübeyle, fiziksel benliğimizle ve mekân duygumuzla nasıl ilişki kurduğumuzu tanımlamaya başlıyor. İnsanların dünyaları, fiziki bölgeyi terk eden gerçek, düz, nesne odaklı teknolojik manzaraların ikili versiyonları haline geliyor. Çalışmamla, görünüşte başka bir dünyaya ait olan kaynaklardan doku ve şekillerden yararlanıyorum, ama hepsi, egzotik flora, mikro ve makro organizmaların derin görsel ve heykelsel diline ve dış mekanda gelişen şeylerin temeli olarak var olan, insanları modern manzaralarla çevreleyen ekili alanların büyümesine dayanıyor. 

BioBloom II (2017)

Sosyal medya hakkında ne düşünüyorsun? Ben nefret etmeye başladığımı hissetmekteyim. Dünyanın dört bir yanına seyahat edilip, muhteşem moda gösterileri, bienaller, sanat merkezleri, müzelerin ve galerilerin ziyaret edildiğini bildiğim için yeterince şanslıyım… Ve şu anda dünyadaki sorun şu: herkesin anı yaşamadan, yakaladığı ilk şey o. Telefonlar canavar! Senin de gerçek fikrini bilmek istiyorum... 

Bu benim için çok etkili bir konu. Bugün modern kültürde hayatını sürdürmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum ve gerçek dünya ile dijital dünya arasında dikkat çekmeye yönelik bir mücadele hissetmiyorum. Kendi çalışmalarımda, insanların fiziksel alan algısını yeniden harekete geçirmek ve onları çevrelerini kapsayan alanla meşgul etmek için bilinçli olarak çalışıyorum. Uzayda hareket eden nesneler olarak, sosyal medyayı sahte bir düzenek, ve sonunda düz ve içsel olarak sahte bir alan olarak buluyorum. Demek istediğim, nasıl olmasın? 1’ler ve 0’lar mı? Çoğu insan işler ile karşılaştıklarında bunalıyorlar. Bu, onların yerleşme ve vücutlarının dışarıdaki dünya ile ilişkilerinin ilkel duyularına hitap ediyor. Onların bakmaya çalıştıkları dünyaya uyandıklarını görüyorum. Görünüşte tamamen şaşılacak bir şey bu. Şu anda 21’inci yüzyılda, ‘teknolojik tansiyon’ dediğimiz şey yüzünden fiziksel alanlara dahil olmak için insanların çabaladığını görüyorum. Önümüzdeki düz ekranlara dikkatimizi odaklarken, çevremizdeki alanları kaybediyoruz. Sanırım bu genel olarak ikili platforma cevaptır, ancak zihnimizin odağındaki bu değişim, gerçek toplumdan ziyade değişen toplumla ilişkilidir. Şu anda kişisel bir Facebook hesabım yok ve Instagram’ı ve Facebook hayran sayfasını sadece işlerimi duyurduğum bir platform olarak kullanıyorum. Kişisel hayatımı bunun dışında tutuyorum. Dürüst olmak gerekirse, hayatımı anlık etkileşimle ve teknolojik alanın dopamin arayışına kaptırmak istemiyorum. Bence hayat, anın içinde, gerçek dünyaya daha çok vurgu yapan ve daha az ikircikli olan bir şey olarak, bizim gibi, nefes alan ve hareket eden nesneler olarak yaşanmayı hak ediyor. 

Flux (2017), detay.

Ayrıca enstalasyonların kadar neşeli ve büyüleyici olan baskılar ve heykeller de üretiyorsun. Küçük ebatlı işlerin senin için dinlenme süresi gibi olduğunu düşünüyor musun? (büyük enstalasyonlarda harcadığınız zaman, enerji, zihin ve hatta hayal kırıklığı açısından) 

Evet, mikro ve makro arasında geçiş yapıyorum. Bu kafa karıştırıcı olabilir. Ben buna kamçı diyorum. İşin ölçeği bir yana, en önemlisi farkının ne olduğu. Stüdyonun sessiz ortamı, benim için kuvvetli bir şekilde çok güzel. Enstalasyon inşasına daldığımda duyamayacağım nüansları duyabiliyorum. Tüm eserler sezgisel olarak, hem büyük hem de küçük olarak yaratılıyor, fakat stüdyo dışında bütün zaman boyunca benimle konuşan insanlar var. Bu, düşünce treninizin önünü kesen insanlarla bir şarkı veya şiir yazmaya çalışmak gibi. Bununla birlikte, büyük ve küçük işler birbirini besler ve sonuçta bu değişim, işin nereden geldiğini gösterir. Her gün en az bir saat çiziyorum. Bu pratik, bir kopyalayıcının karşıtı olarak dünyada bir içerik üreticisi olma açısından benim için çok önemli. Stüdyodaki büyük bir heykel çalışması, mekana yapılan büyük ölçekli sahaya özgü bir çalışma kadar saatler alıyor. Onlar aynı dünyayı inşa eden farklı sesler ve tamamen farklı deneyimler. 

Helical (2017)

Doğal ve insan yaratımı dünya arasındaki denge nedir? Teknoloji, doğayı tamamen mahvediyor mu? 

Denge, değişim ile ilgilidir. Şu anda bu bir değişim bile değil. İnsanoğlu, sınırlarını test etme ve ikili manzarayı keşfetme konusunda hevesli olarak teknolojik alana doğru ilerlerken, anlık tatminin sonuçlarını anlamaya çalışıyor. Elbette her şeyde olduğu gibi, etkilerini tam olarak kavramak için nedensel ilişkilerini görmeniz gerekir. Bu maalesef zaman alır. Ve teknoloji şu anda dengeyi bozarken, insanlar hatalarından öğreniyor. Şimdi elimizde veri var. Deneysel olarak ortaya çıkan sonuçlar ve dünyanın parlak zekası birlikte ilerliyor. Her gün, yaralı yeryüzümüzü daha iyi nasıl iyileştireceğimiz, biyo çeşitliliği araştırıp daha verimli sistemler kullanarak nasıl daha iyi öğreneceğimiz hakkında daha fazla şey öğreniyoruz, bu gezegene daha iyi bakıcı olmamız ve teknolojiden daha fazla kaynak bulmamız mümkün. 

Yeni bir oyuncak edinmek gibi, ama sonra öğreniyoruz ve rotayı ayarlıyoruz. Denge, doğal manzara ile ilişkimizi, onu bize ayrılmış bir alan olarak değil, bizim bir parçamız olarak görmeye başladığımızda gerçekleşecek. 

Helical (2017), detay.

Genel olarak Kadın Yürüyüşü hakkında ne düşünüyorsun, ülke çapında bir dizi gösteriler, Donald Trump’un koltuğundaki çalkantılı ilk yılını protesto etti? Politika işini etkiliyor mu? Eğer siyasetten etkileniyorsan, zihnini / aklını bu sirkten uzaklaştırmak daha renkli ve huzurlu bir şey yaratmanı sağlıyor mu? 

Genellikle böyle sorulardan kaçınmaya eğilimliyim çünkü bence çalışmanın uygun bir ortamda nefes almasına izin vermek önemli. Siyaset işimi doğrudan etkilemez, ancak Trump seçildikten sonra, içsel bir sorgulamadan geçtiğimi kabul edeceğim. Bunu Maslow’un ‘ihtiyaçlar hiyerarşisine’ bağlayacağım, insan aklının toplumda gelişmesi için temel bir dayanak oluşturuyor. Temel fizyolojik ihtiyaçlarımız karşılandıktan sonra yiyecek, su, barınak vb. gibi bir parçası olduğun toplum sistemi içinde güvende ve korunaklı hissetmelisin. İtiraf etmeliyim ki, geçen sene içinde, kim olduğum fikrinin bir kısmı sarsıldı. Sanat dünyasında genel olarak, dünyamızın tam ve daha geniş bir bütününün bir sistemi olarak anlaşılması açısından daha az düşünceli bir yönetimin kaprisine maruz kaldığının bir kanıtı olduğuna inanıyorum. Sanatçılar ve yaratıcı zihinler kültürün kurucularıdır. Herkesin yaşadığı dünyayı yaratıyoruz ve günlük yaşamlara zengin ve anlamlı anlar yaratan bir bağlam sunuyoruz. Ulusal Sanat Vakfını ve diğer güçlü örgütleri kaybetme tehlikesini hissetmek, halihazırda kimliği ile mücadele eden bir ülkedeki sanatçılara zorlu bir yer yaratıyor. 

Nexus (2017)

Genç sanatçılara tavsiyen ne olurdu? 

İnsanlara hem bir filozof hem de bir yapımcı olmak zorunda olduklarını söylerim. Sanırım, sanatın ne olduğu hakkında halkın kafasında karışıklıklar var. Sanatın 'her şey' olduğu fikri tam olarak doğru değil. Her şey estetik ve güzel görünebilir evet, ama sadece sanat olarak görülme niyeti ile yapılan şeyler, sanattır. Bu alanda sanatçı, dünyayla paylaşmayı seçtiği şeyin üzerinde kontrole sahip. Sanatçılara tavsiyem, önce zihinlerini beslemeleri, kim olduklarını, ne gördüklerini, kendileri için önemli olan şeyleri, mümkün olduğu kadar okuyup keşfetmelerini ve kendi duyarlılıklarını yansıtarak daha fazla zaman harcamalarını sağlamaları. Her bir insan yaşadığımız dünya ile ayrı bir deneyime sahip ve ürettikleri sanat bunun doğrudan bir ifade biçimi olabilir. Görsel dilleri ve iş ile ne söylemeyi seçtikleri, onları ayıracak olan şeydir. Bu dahiyane bir fikirden ziyade kim oldukları hakkında gerçekçi olmaktır. İlham almak için başka sanatçılara bakmayın, dünyaya bakın ve içine atlayın. 

Dünyanın dört bir yanındaki hangi galerileri ya da müzeleri özellikle takip etmeyi / ziyaret etmeyi seviyorsun? 

Takip ettiğim galeriler var: Hashimoto Contemporary, Treason Gallery, AFA Gallery, Mirus Gallery, Jonathan Levine Gallery, Joseph Gross Gallery. Müzeler. Hepsi. 

Verve (2017)

Üzerinde çalışmak istediğin özel bir şehir, bina veya nesne var mı? Ya da bir marka veya isim ile herhangi bir işbirliği?
 

The Guggenheim — New York, ABD 
Atina Akropolisi — Atina, Yunanistan 
Burj Khalifa — Dubai 
Çin Seddi — Çin 
Ayasofya — İstanbul, Türkiye 
Taj Mahal — Agra, Hindistan 
Niterói Modern Sanat Müzesi — Niterói, Rio de Janeiro, Brezilya 
Giza Piramitleri — Giza, Mısır 
Ve son olarak Uzay. Evet... O da bir dış alan. 

Son olarak, Crystal için sırada ne var? Adını nerede göreceğiz? 

2018-2019 çalışmalarım için büyük bir yıl olacak. Şu anda ölçek olarak anıtsal büyüklükte ölçekli dış mekana yerleştirilecek parçalar üzerinde çalışıyorum. 

Bunlardan yaklaşanlar: Kişisel Sergi, “Traverse”, Burlington Sanat Merkezi, Burlington VT, (iç ve dış mekan enstalasyonları) İki büyük ölçekli eser, Scope Art Fair ve Art Basel için, (bir dış ve bir iç mekan çalışması) Solo Sergi, “Axiom” Hashimoto Contemporary, San Francisco, Kaliforniya, Kişisel Sergi / Öne Çıkan Sanatçı, Belcastel Şatosu, Aveyron, Fransa (Fransa'da bir kalede büyük ölçekli dış mekan yerleştirmesi