Sürgünde Sanat

17 Nisan 2018

Film, video ve fotoğraf çalışmalarıyla etkileyici eserler ortaya koyan İran asıllı aktivist Shirin Neshat ile Gizem Naz Kudunoğlu, sanatsal üretimi üzerine konuştu.

"Bir sanatçı olmak, doğası gereği adapte olabilirliği getiriyor. Toprağından ayrı düşen sanatçı, cesareti ve hikayesiyle, biriktirdiği deneyimleriyle ve açık olmalıdır. Acı çekmeli ve mücadele etmelisin. Bizim işlerimiz, yaşadıklarımızın bir anlatısı ve çoğu zaman da acı verici."

'Women Without Men’ ve ‘Women of Allah’ gibi güçlü video eserleriyle uluslararası çapta etkileyen sanatçı Shirin Neshat; Müslüman ülkelerdeki cinsiyet, kimlik ve siyaset konuları üzerinden yola çıkarak, kişisel ve politik olan arasındaki ilişkiyi inceliyor, sanat eserlerinde bu durumlardan doğan tezatlıkları yansıtıyor.

Shirin Neshat, Fotoğraf Rodolfo Martinez

İkonik Mısırlı sanatçı Oum Kalthoum ile ilgili yeni bir projeniz var. Sizi bu projeyi ortaya koymak için harekete geçiren şey neydi? Bize biraz ipucu verebilir misiniz?

Bu gerçekten güzel bir soru. Bu proje, hayatımda süregelen bir takım olaylar ve kişisel tercihlerimle, beni gerçekten ilgilendiren konuların bir kombinasyonu aslında. Özel hayatımın dışında olup bitenlerden duygusal anlamda fazlaca etkileniyorum ve bu olaylar beni hareke geçiriyor diyebiliriz. Oum Kulthum’u konu olarak seçerek, İran’ı doğrudan ilgilendiren konulardan uzaklaşmak istedim. Benim takıntım güçlü kadınlar, müzik, müziğin kültürel farklılıkların sınırlarını aşan gücü. Şimdi ise şu anda senaryo aşamasında olan ‘Dreamland’ isimli yeni bir film üzerinde çalışıyorum. Sadece New York’ta değil Amerika’nın ortasında da İranlı bir kadın olmanın getirdikleri üzerine bir hikaye bu. Bir çeşit psikolojik kültür bölünmesi. Roja’nın hikayesi bir hayal dizisi gibiydi, fakat ‘Dreamland’ daha öyküsel bir film olacak. Daha sinematik, video enstalasyonu olmayan bir iş bu. İki zıt dünya arasında olmanın psikolojik, duygusal, politik durumu. Fakat tekrar söyleyeyim, ortaya çıkan, benim kişisel deneyimlerimle oluşan ve kendi hayatımdan çok daha geniş bir şey.


Looking for Oum Kulthum

Erken dönem işlerinizden ‘Women of Allah’da izleyici, kalıplaştırılmış Müslüman kadınlara tanık oluyor. Eğer bu seriyi bugün tekrar gerçekleştirecek olsaydınız görsel malzemeleriniz aynı olur muydu? Batı algısının değişmiş olduğunu düşünüyor musunuz?

Çalışmanın gövdesi fazlasıyla İran’a özel ve İran tarihindeki 1979’daki İslami Devrim ile ilgili. İran o zamandan beri dramatik bir şekilde değişti. Dini coşkunluk olduğu zamanlardı ve insanlar fanatiğe dönüşmüştü. Yaptığım iş Shah rejimine karşı bir tepkiydi. Bu seri devrim sonrası İran’ı ve çoğu insanın hareketini -tüm İranlılar olmamak üzere- dini bir alternatif olarak kucaklamak ve ülkenin batılılaşmasına karşı bir savaş yöntemi olarak yansıtmaktaydı. Bugün oldukça modern insanlar görebilirsiniz ki bu insanlar dindar değiller ve hatta dine karşılar. Onlar aynı Türkiye’de de görebileceğin gibi oldukça batılılar, dini ise kendi anlayışlarına göre algılıyorlar. Bu anlamda bu işteki görseller, bugün İslam dünyasının geriye kalan kısmındaki dini coşkunluğu hatırlatıyor, evet. Bu garip fanatizm hala etkili ama İran ile ilişkili değil. Eğer batı izleyicisi eğitilmemiş ve ezberden bir gözle bakarsa, meselenin artık İran ile ilişkili olmadığı noktasını kaçıracaktır. Bu görseller devrimden bile önce, 1979’a devrimin erken dönemine ilişkin. Bugün başka gerçeklerle yüz yüzeyiz. Ama eğer bütün İslam popülasyonuymuş gibi sunulan görsellere bakarlarsa –ki aslında öyle olmayan- belki gösterilen fanatiklere ve boyun eğen kadınlar gibi şeylere inanabilirler. Ama ne yazık ki çoğu batı izleyicisinin ülkeler arasındaki farkı gözetemeyeceğini ve çok basit bir okuma yapacaklarını da eklemeliyim.

Belirli ülkelerde insanlar apolitik olmayı seçemiyor. Bu toplumlardaki sanatçının batıdakilerden farklı olarak rolü nedir?

Bunu sorman çok ilginç oldu çünkü bu günlerde Laurie Anderson tarafından kurulan New York’taki Art Action Day’in bir parçasıyım ve diğer harika sanatçılarla birlikte sınır kapılarını açık tutmak için savaş veriyoruz. Günler önce, yükselen İran’ı desteklemek ve politik suçluların özgürlüğü için bir protestodaydım. Dün bir röportaj için başka sanatçılarla birlikte, bir radyo istasyonundaydım. Birkaç gün önce ise İranlılarlaydım. Biz zamanımızın sesi olmalıyız. Bu hem bir ihtiyaç hem de sosyal olarak bilinçli olmak demek. Bunu yapmayı tercih ettiğimizden değil. Aslında dürüst olmak gerekirse bu konular ile halka açılmak beni fazlasıyla rahatsız hissettiriyor. Fakat İranlı insanlar için bunun fazlasıyla kalp ısıtıcı olduğunu duyup düşünüyorum. Hapiste çocuk olmayı, onların sorunlarını, işçi sınıfını düşünüyorum ve bunu onlar için yapmayı istiyorum. Ahlaki olarak uzak durmamak ve kendini sorumlu hissetmek önemli.


Roja

Geçmişte şiirsel dilinizi İranlı olmanız üzerinden konumlandırmıştınız. Uzaklardayken de kökenin işlerinizle nasıl bir bağlantı içinde?

İran’a geri dönmesem bile bir İranlıyım, bu bağlantı hep olacak. İran asıllı Amerikalı bir kadın olarak deneyimlediklerim bir şekilde oyuna dahil oluyor. Bunları koparıp atmak oldukça zor. Bu kararı önceden verilmiş ya da stratejik hamle gibi bir şey değil. Daha çok sezgisel.

2010’daki TED konuşmanda ‘’Sanatçılarımız tehlikede,’’ demiştiniz. Hala böyle mi hissediyorsunuz? Artan ‘bağlantısallık’ sizin söylemlerinizi nasıl etkiledi?

Tabii ki bazı derecelerde etkiledi. Örneğin bir arkadaşım var; Mohammad Rasoulof, bir yıl önce Un Certain Regard kategorisinde Cannes’ı kazanan İranlı bir film yapımcısı. Hamburg’da yaşıyordu ve İran’a gidip geliyordu. 8-9 ay önce sadece bir ziyaret için gitti, karısı ve çocuğu Hamburg’daydı. Avrupa’ya dönmesine bir daha izin verilmedi çünkü filmini şüpheli bulmuşlardı. Şimdi durumu havada asılı duruyor, çocuğu orada, eşi orada, prodüksiyon aşamasında tamamen hazır başka bir filmi var. Hala bir açıklama yok. Hala tutsak tutuluyor. Kendisi hapiste değil ama hapse atmakla tehdit ediyorlar. Takdir edilen bir sanatçı, bir film yapımcısı. Yani benim gibi insanlar ile ilgili... Biliyorsun, ben politik bir aktivist değilken, benimle ilgili tek problemleri sanatçı olmamdı. Hükümet iyi tanınan ve dünyaca bilinen figürleri, söyledikleri ve yaptıkları işler üzerinden tehdit ediyor. Ve edebildikleri kadar rahatsız etmeyi deniyorlar. Mesela pasaportunu elinden alarak, geri dönmeyi ve aileleri görmeyi imkansızlaştırıyorlar. Bu bir çeşit taciz. Provokatif işler yapan sanatçıların durumunu hayal dahi edemiyorum. Ailene geri dönememek gerçekten sıkıntı verici! Kendim için bunun olduğunu hayal bile edemiyorum. Yani evet ülke sanatçılarını tehdit etmeye devam ediyor. Ve bu büyük bir risk içermekte.

1979’da İslam Devriminden sonra İran’a döndüğünüzde artık tanıyamadığınız bir ülke buldunuz. ‘Birinin evinin kaybı’ ile baş etme konusundaki tavsiyeniz nedir, duyarlılık ve gerçeklik bir çok yönden bugünün siyasi dünyasının çoğu ile nasıl çelişiyor?

Buna tavsiye vermenin bir yolu olduğunu düşünmüyorum. Herkes başa çıkmak için kendi yolunu bulacak, bunun bir formülü yok. Tanıdığım çoğu sanatçının artık doğdukları yerde yaşayamadığını çünkü sanatçıların göçebe bir hale geldiğini düşünüyorum. Bulunduğumuz yere adapte olmakta çok iyi bir hale geldik. Sanatçı arkadaşlarımın bir çoğu -Cindy Sherman’ı hariç tutarak, kendisi New Yok’ta yaşıyor ve New Jersey doğumlu- Marina Abramovic ve tanıdığım herkes başka yerlerden gelme. Bir sanatçı olmak, doğası gereği adapte olabilirliği getiriyor. Toprağından ayrı düşen sanatçı, cesareti ve hikayesiyle, biriktirdiği deneyimleriyle ve açık olmalıdır. Acı çekmeli ve mücadele etmelisin. Bizim işlerimiz, yaşadıklarımızın bir anlatısı ve çoğu zaman da acı verici. Deneyimlerimizde oldukça açık olmalı ve yaşamaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Looking for Oum Kulthum

Canlı performansta, gerçek zamanlı olarak izleyicinin de etkisi var, öteki ortamlarda deneyimleyemediğiniz bir şey olarak. İşe verilen tepkinin yakınlığı, içeriğini nasıl besliyor?

Beni canlı performans ile ilgili korkutan şeylerden birisi, nasıl hazırlandığına bakmaksızın, burada bilinmez bir etmen var; performansta neyin ters gideceği izleyici ve kimyaya bağlıdır. Bu aynı anda büyüleyici ve nefes kesici fakat öngörülemez de. Bu durum bunu çok heyecanlı fakat aynı zamanda korkutucu yapıyor. Esas olarak kendimi performans sanatları ile ilgili bir sanatçı olarak görmedim. Ama her nasılsa diğer insanlar tarafından bu şekilde çizilmiş oldum.

Fotoğraf ve filmlerinde zıtlık kavramıyla ilgileniyorsunuz. Son performansınız OverRuled’da mesajla, ikilemlerin ötesine geçip evrensel bir anlama büründü. Bu kasıtlı bir etki miydi?

Bu parça, hayali bir mahkemedeki sorgulama üzerine yaptığım stilize bir video kurgusu. Müzisyen olmayı deneyen bir sanatçının absürtlüğü üzerine. Söylediği şarkı oldukça büyüleyici, çünkü Tanrı’yla konuşan bir antik dönem şiiri. Bu videonun nasıl evrensel hale geldiğini bilmiyorum çünkü aslında video İran toplumu üzerineydi. Ülke ve hükümet, din ya da Tanrı’yı ve inancı kendi ideolojilerini insanlar üzerine uygulamak için kullanıyor. Basitçe, şiddet yaratmak için Tanrı’yı ve dini kullanıyorlar ve bunun bir değeri yok. Bu sırada bu adam, müzisyen çok mistik bir yolla tekrar konuşur, hukuk adamlarının başına karşı tamamen üstün gelir. Bu dindar fanatikler ile sanat ve hayal gücü ile etkili konuşmanın bir çarpışmasıdır. İşlerimden bir çoğunun zıtlığın bu formuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Örneğin Turbulent sesi olmayan bir kadın hakkındaydı. Ama OverRuled filminde din hitabına karşı sanatçının söylediği bu oldukça mistik şarkıyı duymak, hükümete doğrudan saldırıyordur.

Daha önceki işiniz Turbulent’te ve yakın dönemdeki filminiz Looking for Oum Kulthum’da müzik, cinsiyet ile ilgili fikriniz iifade edişinizde tam ortada bir yerde duruyor. Ve fakat Looking for oum Kulthum’da film yapımcısı Mitra’nın anlatımı var. Bu çifte anlatım mesajını nasıl iletiyor?

Yani hikayenin içindeki hikayeden bahsediyorsun, değil mi? Evet, başta aklımızdaki fikir sıradan bir biyografik film yapmaktı. Fakat senaryoyu yazmaya başlayınca bunun yanlış olacağını düşündük. Çünkü aslında biyografik filmler aslında çok ilginç olmazlar. En dürüst yol Oum Kulthum ile ilgili kendi takıntımı yakalamak ve neden ona doğru çekildiğime odaklanmaktı. Orta Doğu’dan bir kadın sanatçı olarak, Orta Doğulu ikonik bir kadın sanatçıya bakış açım neydi, nasıldı? İşte bu, çok daha farklı bir bakış açısı yakalamamıza yardımcı oldu. Kat kat anlamları ve anlatım diliyle izleyici için zorlayıcı bir iş olabilir ama sonuçta ortaya ilgi çekici bir iş çıktı.