The Great Scotland Yard: Londra’nın en teatral restoranı

31 Ocak 2020

Londra’nın yükselen mekanlarından The Great Scotland Yard, şef Robin Gill tariflerini şehrin en dramatik ortamında gurmeler ile paylaşıyor.


Londra’nın, Avrupa’nın “fine dining” başkenti olmasının en önemli sebebi kuşkusuz damak zevkini sanat ile birleştirmesi. Eşsiz iç tasarımları ile midenize olduğu kadar estetik algınıza da hitap eden Londra restoranlarının son zamanlarda yükselen yıldızı ise The Great Scotland Yard.

Aynı isimli otelin içerisinde yer alan restoran misafirlerine sadece bir ya da iki saatlik bir yemek deneyimi de sunmuyor. Beş çayı ile başlayan, kokteyl barında devam eden ve restoranında son bulan deneyim için Londra sakinleri ve Avrupa’nın birçok yerinden gastronomi tutkunları The Great Scotland Yard’a akın ediyor.

Restoranın bulunduğu alanın ve binanın tarihi The Great Scotland Yard’ı daha da egzotik kılıyor. Restoranın arazisi 997 yılında İskoç Kralı 3. Kenneth’e hediye ediliyor. 19. Yüzyılda şehrin polis merkezi haline getirilen bina geçtiğimiz yıl uzun bir restorasyonun sonunda The Great Scotland Yard Oteli’ne dönüşüyor.

Restorasyon arazinin ve binanın tarihini ruhunu yansıtacak şekilde gerçekleştirilmiş. Restoranın bar ve kafe kısımları gizli geçitler ile birbirine bağlanıyor. Bir kitaplık olarak gördüğünüz raf birdenbire ana yemek odasına açılabiliyor ve bir tuşa bastığınızda kendinizi Sibín’de yani otelin “gizli” barında bulabiliyorsunuz.

The Great Scotland Yard’ın çokça beğenilen menüsü ise Dublin doğumlu şef Robin Gill’e ait. Şef Alex Harper ile birlikte oluşturdukları menü ilk bakışta sıradan bir Britanya restoranı menüsünü andırsa da Gill restoranın teatral ruhunu menüye de yansıtmış.  Eski usul İngiliz tariflerinin yanı sıra Gill’in menüsü Kudüs enginarı çorbası ve tortellini hamuruna sarılmış ıstakoz gibi yemekler ile konuklarına heyecanlı ve lezzetli anlar vadediyor.