Tom Ford'un Sanatsal TOUR DE FORCE'u

13 Ekim 2016

Nocturnal Animals, Tom Ford’un ikinci filmi ve birden fazla nedenle merakla bekleniyordu.

"Uzun süredir görmüş olabileceğiniz en belirsizlik dolu film “Nocturnal Animals” olabilir. Filmi etkileyici kılan da bu belirsizliğin etkisi."

Ellerinde ponponlarla dans eden kadınlar. Ağır çekimde, bedenlerinin ve hareketlerinin bütün detaylarıyla. Beklediğiniz ponpon kız görüntüsünden çok uzak, alışılmış estetik algının tamamen dışında... Susan, (Amy Adams) evli ve güzel bir kadın; eşi Hutton ile muhteşem bir evleri, ışıltılı bir hayatları ve kopuk bir evlilikleri var. Susan Los Angeles’ta bir çağdaş sanat galerisi sahibi. Söz konusu sahnedeki video, galeride gerçekleşen sergi açılışından bir sahne. Susan’a açılış ardından gelen bir kutu ise, içinden çıkılamaz bir ruhsal girdabı beraberinde getiriyor...

Nocturnal Animals, Tom Ford’un ikinci filmi ve birden fazla nedenle merakla bekleniyordu. Film iki ayrı sona sahip. Bu sonlardan birisi söz konusu kutunun içinden çıkan Nocturnal Animals başlıklı kitabın sonu. Kitabın yazarı Tony (Jake Gyllenhaal) yıllar sonra eski karısı Susan’a yazdığı kitabı gönderir. Kitap yine Jake Gyllenhaal’un canlandırdığı Edward Sheffield karakterinin tecavüz ve cinayet kurbanı olan karısı ve kızının intikamının trajik hikayesini anlatır. Bütün trajediler gibi de hikayenin sonu Tony’nin kendi ölümüyle gelir.
Tom Ford 1994 yılında Gucci’yi devralınca marka tam anlamıyla yeniden inşa olmuştu. Markanın sorumluluğunu aldığında kaybettiği konuşulan ruhu geri verdi Gucci’ye. Onunla birlikte hem seksi hem elegan sıfatlarını aynı anda hakeden markanın Sonbahar/Kış’95 koleksiyonu saten gömleklerinin uçuculuğu, kadife pantolonlarıyla hafızalara kazındı ve Ford’un vizyonu Gucci’nin başına gelen en güzel şey olarak değerlendirildi. (Tabii ki daha sonra Alessandro Michele’nin dönemi ve benimsemeye kararlı olduğu stil, marka hakkında bambaşka tartışmalar başlattı.) Sonra kendi markasıyla ilerlemeye karar veren tasarımcı son yıllarda bambaşka bir şekilde daha gönderdi dehasını.

2009 yılında yönetmenliğini üstlendiği A Single Man ile çok konuşuldu önce. Film melankolik, sevgilisini yeni kaybeden bir Colin Firth’ün yasını ve bu yastan çıkamayışını başarılı bir şekilde işledi. Şimdi yıllar sonra bütün geçmişinin bir hata olup olmadığını sorgulayan bir kadının zihninde buluverdi izleyici kendisini. Susan, film boyunca eski kocasının yazdığı romanı okuyor ve adım adım kendi geçmişini daha da acımasız bir şekilde sorguluyor. Çok gençken yalnızca kalbinin yönlendirmesiyle bir karar veren Susan'ın, kaçtıkça olmak istemediği o insana dönüşmesi ve içinde bulunduğu hayatın ona yetmemeye başlaması...
Uzun süredir görmüş olabileceğiniz en belirsizlik dolu film “Nocturnal Animals” olabilir. Filmi etkileyici kılan da bu belirsizliğin gücü. Neyin gerçek neyin kurgu olduğu ikilemi bir süre sonra ikisinin arasındaki farkın ne kadar belirsiz ve belki de anlamsız olabileceğini sorgularken bulduruyor izleyiciye kendisini.
Nocturnal Animals çok zekice örülmüş bir kurgu ve hikayelerin iç içe geçme biçimi çok etkileyici. Susan’ın hayatını ve Tom Ford gibi bir figürün moda dünyası için ne anlama geldiğini düşündüğümüzde aslında olabilecek en “trendy”, en kusursuz hayatı yaşayan Susan’ın hayatındaki klişelerin boğuculuğu belli ki Ford’un kişisel deneyimiyle paralel olarak bu kadar ustaca işlenmiş. Susan’ın sorduğu “Mutlu olmamaya ne hakkım var benim? Her şeyim var” sorusu “her şeyin” içini neyle doldurabileceğimiz düşüncesini zekice yerleştiriyor zihnimize. Tom Ford’un bu soruyla kişisel hayatında da uzun süre hesaplaşmış olduğu gerçeği onu tanıyan hiç kimse için şaşırtıcı olamaz…