"Virtual Reality" Teknolojisi Sanat Dünyasıyla Buluşuyor

20 Mart 2018

Sanal gerçeklik sanat dünyasına dahil oldukça, eserle izleyici arasındaki etkileşim bambaşka bir boyuta taşındı.

"Akıllı telefonlar, tabletler ve laptoplar hayatın vazgeçilmez bir parçası oldu. Bu da yeni bir soruyu gündeme getirdi: Gerçek dünyadan gittikçe kopmaya mı başladık?"

Geçmişten günümüze teknoloji geliştikçe daha da ulaşılabilir hale geldi ve belki yirmi sene önce hayal dahi edilemeyen ürünler evlerimize kadar girdi. Yavaş yavaş analog yaşamdan dijitale geçişe bizzat şahit olduk. Akıllı telefonlar, tabletler ve laptoplar hayatın vazgeçilmez bir parçası oldu. Bu da yeni bir soruyu gündeme getirdi: Gerçek dünyadan gittikçe kopmaya mı başladık? İşte tam da bu soruya cevap olabilecek nitelikte son on yıl içerisinde yeni bir teknoloji geliştirildi ve yan yana geldiği zaman birbiriyle çelişen iki kelime sözlüklere girdi: virtual reality, yani sanal gerçeklik.

Bir şeyin hem sanal, hem de gerçek olabilmesine daha alışamamışken bu teknoloji her alana nüfuz etti. Mimaride, eğlence sektöründe veya oyun tasarımlarında “virtual reality” örnekleri görmeye başladık. Bununla beraber sanal gerçeklik teknolojisinden sanat da etkilendi. Sanatçılar, galeriler ve müzeler bu heyecan verici teknolojiyi izleyici ile paylaşmak için sanat kavramını bambaşka bir boyuta taşıdılar. Konvansiyonel sanatta izleyici ve eser arasındaki mesafe virtual reality ile büsbütün ortadan kalktı. Sanal gerçeklik, çağdaş sanatın bir parçası haline geldi. Esas amaç, eserin izleyiciyle iç içe geçerek bütünleşmesi oldu. Böylelikle mekansal bütün sınırları ortadan kaldırarak sanatçı beş duyuya hitap etmeye başladı. Ziyaretçi sanal gerçeklik gözlüğünü taktığı an benzersiz bir deneyim yaşamak üzere dış dünya ile bağını koparabilir hale geldi.


Virtual reality’nin tek yapabildiği müzede veya bir sanat galerisinde kocaman bir gözlükle beş duyuyu harekete geçirmek değil elbette. Mesela Türkiye’den Los Angeles’taki bir sergi de birkaç dakika içerisinde ziyaret edilebilir. “Digital De Re Gallery” sanatçı Gretchen Andrew ile yaptığı iş birliğinde bu tecrübeyi mümkün kılıyor. Dünya’nın hangi ülkesinde olursanız olun virtual reality gözlüğü Oculus ve bir bilgisayar ile sanatçının anlatımı eşliğinde kendinizi birkaç dakika içerisinde Los Angeles’taki galeride eserler hakkında detaylı bilgi alırken bulabilirsiniz. Her ne kadar Oculus gibi sanal gerçeklik gözlükleri herkesin ulaşabileceği kadar uygun fiyatta olmasa da "virtual reality"nin yaygınlaşması ile beraber akıllı telefonlar gibi ayrılmaz bir parçamız olacağı kaçınılmaz görünüyor.

Oculus Rift

Virtual reality teknolojisini kullanarak yeni nesil işler üreten bir diğer sanatçı da Jordon Wolfson. 17 Mart’ta başlayan “Whitney Biennial”da Wolfson'ın virtual reality filmi de yer alıyor. Filmde izleyici, sanatçının bir şiddet eylemine dahil olduğuna şahit oluyor. Wolfson bu eseriyle sanal gerçekliğin mümkün kıldığı “high-tech” özelliklerden ziyade, katılımcıyı izole etme özelliğine odaklanıyor. Böylelikle izleyici, sanatçının şiddet temasıyla vermek istediği dehşet duygusuna kolaylıkla kapılabiliyor. Jordon Wolfson’ın filmini bizzat görmek isteyenler için Whitney Biennial 11 Haziran’a kadar devam edecek.

Kaynak: W Magazine; Jordon Wolfson'ın virtual reality filmini ziyaretçiler dehşet içerisinde izliyor.

Ayrıca The Jewish Museum’da 26 Mart tarihinde sona eren sergide Fransız tasarımcı ve mimar Pierre Chareau’nun tasarladığı mobilya ve iç mekan tasarımlarıyla beraber, sıra dışı bir yapı olan “Maison de Verre” için yaptığı tasarımlar da sergilendi. Sergi alanında sanal gerçeklik gözülüğünü takan izleyici, anında New York’tan Paris’teki Maison de Verre’e (bir diğer adıyla Glass House'a) adeta ışınlanabildi. “Virtual Reality Glass House” isimli eserle ziyaretçi, 1932’de tamamlanmış olan ve hayal gücünün sınırlarını zorlayan evin içini adım adım gezebildi.



"Augmented Reality" işleriyle öne çıkan ve kendini “media artist” olarak tanımlayan Refik Anadol’un da işlerinden bahsetmek gerek. Virtual reality’de baştan tasarlanan sanal bir dünyanın aksine, arttırılmış gerçeklikte doğrudan gerçek dünyaya yapılan bir müdahale ile mekana ses, görüntü ve grafikler yerleştirilerek izleyicinin alternatif bir gerçeklik algısı geliştirmesi mümkün kılınıyor. Katılımcının mekanla interaksiyonuna odaklanan Refik Anadol, hem dış hem de iç mekana uyguladığı işlerle mekanı adeta bir kanvas olarak kullanıyor.

Refik Anadol - Arc de Triomf

Refik Anadol - Infinity Room

Art imitates life” derken sanatın yaşamı taklit ettiğinden bahsedilir hep, ama bu sefer de hayatın bizzat kendisine benzemeye çalışan bir “medium” ile karşı karşıyayız. Bu durumun gerçekliği bir illüzyona çevirdiği ve beraberinde algımızı alt üst edeceği kesin.