Zamanının Ötesinde Bir Moda Anlayışı

09 Kasım 2018

Subay üniformalarını moda ikonu Coco Chanel’e tasarlattı... Güzel Sanatlar Akademisi’nde “Moda Bölümü”nü açtı... Ulu Önder, her alanda olduğu gibi moda konusunda da öncüydü. Mehmet Uğur Akyıldız yazdı.

"Atatürk en çok peleriniyle belleklere kazınmıştı. Hem savaş boyunca hem de Cumhurbaşkanlığı döneminde, bazen siyah bazen mavi pelerin atıyordu omuzlarına. Zor giyilen ve taşınan pelerini, değme aktörlere taş çıkartacak kadar etkileyici taşıyordu."

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet döneminde şıklığın ilk adresiydi. Pelerin Türkiye’de ilk kez Mustafa Kemal Atatürk’ün sırtında görülmüştü (ki pelerinin o zamanlarda ne İslam ülkelerinde ne de Osmanlı’da olmadığını, Avrupa’da bile bir tek eski şövalyelerin giydiğini hatırlayalım); seyahatlerde askıyla kullanılan golf pantolonları, sadece sabahları kullanılan fularlar, ipek iç çamaşırlar, kırmızı astarlı ayakkabılar da... Pelerini Cumhurbaşkanı olmadan önce, İstiklal Savaşı’na başladığı yıllarda, hatta daha önce de kullandığı biliniyor. Henüz 1930’larda giydiği deri ceket ise, dünyada çok sonraları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaygınlaştı.

Atatürk giyimine gösterdiği özenden asla vazgeçmedi, modayı izlemekten çok kendi modasını yarattı. Yakınlarının olduğu gibi, kendi giysilerini de tasarlıyordu. Günlük kıyafetlerinin bir kısmı Paris’ten, Deporant mağazasından alınıyordu. Söylenenlere göre Fransa’daki terzisinde Atatürk’ün bedeninde bir model bulunuyor, istenilen kıyafet bu modele göre dikiliyordu.

Atatürk en çok peleriniyle belleklere kazınmıştı. Hem savaş boyunca hem de Cumhurbaşkanlığı döneminde, bazen siyah bazen mavi pelerin atıyordu omuzlarına. Zor giyilen ve taşınan pelerini, değme aktörlere taş çıkartacak kadar etkileyici taşıyordu.

Hatif Öge anılarında Cumhuriyet Bayramı törenleri sırasında Hipodrom’a gelirkenki halinden söz ederken Atatürk’ü şöyle anlatır: “Gerçekten de sırtında pelerini ve elinde silindir şapkasıyla gerçek bir mitoloji kahramanı gibiydi.”

Birkaç terzisi vardı Atatürk’ün. Kendi çizdiği kıyafetleri Sergiz Usta’nın, frak ve smokinleri ise İsviçre’de bir terzinin elinden çıkıyordu. Beyoğlu’ndaki Arman ve Ekonomides de tercih ettiği terziler arasındaydı. Kumaşlar yine Beyoğlu’ndaki Meil Cottereau isimli terziden alınıyordu. Paltolarında Burberry kumaşını tercih ediyordu.

Genellikle açık renk gömlekleri, beyaz, krem ya da bej renkleri yeğlerdi, kimi yandan düğmeli gömlekleri, dönemin giyim tarzına uygun olarak pantolona da birer ilikle bağlanırdı. İpek kumaştan dikilen gömleğinin kollarını, eğer dostlarının yanındaysa dirseğine kadar kıvırırdı. Kravatının üzerine uçlarını kıvırdığı yaka, daha sonra moda dünyasına “Atatürk yaka” olarak geçti. Yazlık giysilerinin altında çorap kullanmaz, sandaletlerini çıplak ayaklarına geçirirdi. Seyahatlerinde daha çok tüvit takımını, güderi ceketini, “riding coat” tarzında jokey pantolonlarını giyerdi. Şapkalarına kadar bütün giysilerine isminin baş harflerinden oluşan bir marka işlenirdi: “G.M.K.” Gömleklerine, mendillerine, eldivenlerine işlenen G.M.K harflerinin marka gibi standardı vardı, dönemin en büyük hat sanatçısı İsmail Hakkı Altunbezer tarafından çizilmişti. Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyesi olan Altunbezer’in tasarladığı G.M.K markası, Mustafa Kemal’in bavul, saat, ağızlık, tabak, kadeh gibi özel eşyalarında kullanılırdı.

Atatürk 42 numara ve daha çok bağcıklı rugan ayakkabı giyip, çizgili çorapları tercih ederdi. İngiltere’den getirtilen ayakkabılarında, mevsimine ve duruma göre tozluk da kullanırdı.

Çizmeyi sadece arazide değil, şehir hayatında da giyerdi. Desenli kaşkolları kış aylarının olmazsa olmazıydı, Londra ve Paris’te mağazaları bulunan Amerikan “Sulka&Company” marka kaşkolları kullanırdı. Hemen her renk eldiveni vardı. Zenit marka platin köstekli saat takardı ve baston hobisiydi. Son yıllarında Ray-Ban güneş gözlüğü kullanırdı. Bavulları Amerikan “Innovation” markaydı. Cebinde paket değil sigara tabakası taşırdı. Altın, gümüş, telkari, ahşap, sedef 20 kadar sigara tabakası vardı.

Stephan Rolland kendisi hakkında şunları söylemiştir. “Taşıdığı her kıyafetle ona hayranlık duyduğumu söyleyebilirim. Bir köy gezisinde giydiği bembeyaz kıyafet ve başındaki yazlık şapkayla Anadolu’nun herhangi bir köyünü, Monte Carlo veya Nice’teki akşamüstü yürüyüşlerinin şıklık çizgisine getirmiştir.” Günümüzde Atatürk’ün aksesuar kullanımı “modası geçmiş” olarak tanımlanabilir ama yaşadığı dönem için, zarafetin doruk noktasıydı. Atatürk’ün giyimiyle ilgili bütün bu giderleri kendisinin karşıladığını, Cumhurbaşkanlığı ve ordu emeklisi maaşlarını dikkatle kullandığını da ekleyelim.

Coco Chanel’deki yetenek onun da dikkatini çekmişti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin subay üniformalarını Fransız moda ikonu Coco Chanel’e tasarlattı. Mustafa Kemal’in 1930 yılında Coco Chanel’e verdiği siparişlerin belgeleri, Fransız Ulusal Kütüphanesi’nde (Biblioteque Nationel) yer alıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri 1985 yılına kadar Chanel’in tasarımlarını giydi. Mustafa Kemal’in bu vizyonu dünyada ilkti, Türkiye Cumuhuriyeti’nin Chanel’le çalışmasından yıllar sonra, 1938’de Hugo Boss, Alman ordusunun üniformalarını tasarladı. Yine onun döneminde Güzel Sanatlar Akademisi’nde “Moda Bölümü” açıldı ve ondan sonra da kapandı.

Sabiha Gökçen’in anılarına göre, Türkkuşu’nda kullanılan ve Paris’ten getirtilen pilot deri ceketler dışında, bütün askeri kıyafetleri Atatürk tarafından çizilmiştir.

Arkadaşlarına hediye vermeyi sever, bazen bir gömleğini, bazen bir kravatını, bazen bir astragan kalpağını o gecenin anısına armağan ederdi. Anılarda, Yerli Malı Haftası’nın kutlanmaya başlanmasından itibaren yurtdışından kumaş ve elbise getirtmekten vazgeçtiği anlatılıyor. “Bundan böyle benim de yerli malı kullanmam gerekir” demiş, yaverinden bütün giysilerinin Köşk’ün önünde yakılmasını istemişti. O geceki konuklar, başta Falih Rıfkı Atay, giysilerini yakmaktansa kendilerine hatıra olarak vermesini istemiş. Atatürk de kabul etmiş ve o akşam orada bulunan herkese birer takım elbise vermişti.

Hastalığının ilerleyen günlerinde bir akşam yemeğine İngiliz diplomatları davet etmişti. Yaverinden o günün İngiliz modasını öğrenmesini istedi. Yaver “marin” modasının izini sürdü ve Atatürk, konuklarını saks mavisi ceket, beyaz pantolon, jakarlı lacivert kravat, beyaz ayakkabı ve Kılıç Ali’nin armağanı olan kasketle karşıladı.

Atatürk hasta yatağında da şıklığını koruyordu, her sabah traş oluyor, ipekli pijama ya da gecelik elbisesini giyiyor, üzerine kırmızı ipek robdöşambrını geçiriyordu. Hasan Rıza’nın anılarına göre, vasiyetini hazırlarken dahi, ölümle kalım arasında bir insanın giyimine kuşamına bu kadar özen göstermesi oldukça sıradışı. Madam Corinne’e yazdığı bir mektupta, Chateaubriand’dan alıntıyla şöyle yazıyor Atatürk: “Ya hiç doğmamış olmak isterdim ya da hiç unutulmamak.” Unutulmuyor!